12 EYLÜLÜN ATTIĞI TAŞ

Ulusça çabalıyoruz, çırpınıyoruz, binlerce yazı yazıp, yüzlerce kanun teklifi veriyoruz ve milyonlarca ağızdan çıkan tartışmaları dinli-yoruz.
Gene de taşı çıkarmakta güçlük çekiyoruz.
Çünkü 12 Eylül kuyuya bir taş attı.
Kuyu da derin mi derin!
Gelin de çıkarın bakalım.

Aklına estiği gibi yapıverdiği yasaları mı düzeltmekle uğraşacaksınız?
Yoksa sakalları var diye işlerine son verilen profesörlerin haklarını mı arayacaksınız?
Atatürk'ün kurduğu kurumların kapatıl-mış olmalarına mı üzüleceksiniz?
Yoksa sinekli bir kasaba bakkalının kepengi gibi kolayca kapatıverdikleri partilerin yeniden açılması ile mi uğra-şacaksınız?

O partilerin tabelalarını indirip, mallarını hazineye devretmekle kapatılamıyacağını düşünemediler. Çünkü ne tarih biliyorlardı, ne politika, ne sosyoloji, ne de iktisat.
İşin kötüsü bilmediklerini de bilmemeleriy-di.

Üstelik kuyuya attığı taşın nehirlerin yatağını değiştireceğini, yeni yataklar oluşturacağını, nehirlerin gene akacağını ama Türkiye'nin bu arada çok şey yitireceğini kestiremediler.
Sonunda yeni yataklar oluştu, nehirler ge-ne aktı ama Türkiye de bu arada çok şey yi-tirdi.

Liderler arasındaki siyasi kavgayı bitirmek gerekçesiyle giriştikleri yasaklamalar, karga-şayı artırmaktan başka bir işe yaramadı.
Çünkü mevcut liderlere, yeni liderler ve par-tilere yeni partiler eklediler.

Adalet Partisini kapatmaları, Büyük Türkiye Partisi arayışlarını, Anap'ı ve Doğru Yol Partisini doğurdu.

CHP'nin kapatılmış olması ise Halk-çı Partiyi, Sodep'i, SHP'yi ve DSP'yi doğurdu.

Sonra CHP yeniden açıldı.
Demokrat Parti de öyle, Adalet Partisi de...
Peki o zaman Türkiye bunca acıyı neden çekti?
Niye bunca sancı yaşandı?
Siyasi Partiler "Aç kapa Artema" değil ki istediğin gibi oynayasın.

***

Atatürk, "Tarih bizden, 'Yurtsever in-sanlardı ama iktisat bilmiyorlardı' diye bahsedecek." demiş.

İşte Atatürk'ün büyüklüğünün ve dehası-nın sırrı da burada.

Bütün zeki adamlar gibi sınırlarını biliyor ve uzmanlardan yararlanıyordu.
12 Eylülcüler ise her şeyi bildiklerini sandı-lar ve kahve sohbetindeki düz mantıkla her meseleye el attılar.

Ülkenin aydın kadrosunu hain ilan etmek-ten tutun da, Picasso'nun resimlerine kadar fikir beyan etmedikleri konu kalmadı. Hatta bir ara din uleması kesilip Kuran tefsiri bile yaptılar.

İşte en büyük kötülükleri de bu oldu.
Eğer terörü durduran ve olağanüstü şartlar geçince köşelerine çekilen generaller olsalar-dı bugün el üstünde tutulur ve saygı görürler-di. Ama ülkenin tarihini değiştirmeye kalkış-tılar ve bu cahil cesareti hepimize pahalıya maloldu.

Bugün Atatürk'ü eleştirmek moda. Bun-dan benim gibi üzüntü duyanlar, sebebini 12 Eylül döneminde arasınlar.

Atatürk 100 yaşında kampanyalarıyla ve okul çocuğu yorumlarıyla öylesine küçülttü-ler ve basitleştirdiler ki, o büyük adamın dü-şüncesi basit bir propoganda malzemesi ola-rak kalite yitimine uğradı.