ÇOCUK sürekli gözümüzün önünde olduğu zaman, ne kadar büyüdüğünü farketmeyiz. Çünkü gözle görülemeyen ve algılanamayan bir hızla, milim milim büyümektedir.

Ancak bir gün çarpıcı bir olayla kavrarız bunu.

***

DÜN Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kapısında Yaşar Kemal'i beklerken nereden nereye geldiğimizi düşündüm.

Kapının önüne biriken sanatçılar, yazarlar, aydınlar, sinemacılar, tiyatrocular kaygı içindeydi: “Acaba tutuklarlar mı?” diye soruyordu herkes birbirine. İçerden gelen haberlere kulak kabartılıyordu.

“Savcı tutuklama istemiyle mahkemeye sevketmiş.”

Biraz sonra:

“Mahkeme serbest bırakmış.”

Derken bir haber daha:

“Savcı tutuklama isteminde ısrar ediyormuş.”

***

TOPLU bir karabasan görüyor gibiydik.

İki - üç yıl önce böyle bir manzarayı göz önüne getirmek güçtü.

Yaşar Kemal'in DGM'de tutuklama tehdidi altında bulunduğuna kimseyi inandıramazdınız.

Ne var ki Türkiye, ağır akan bir su gibi bu noktalara kadar geldi.

***

DÜN Yaşar Kemal'i yargıladılar.

Bugün Uğur Mumcu'nun ölüm yıldönümü.

Yaşar Kemal bir yazar olarak, akan kanın durması ve ülkenin bölünmemesi için doğru bildiğini yaptı.

Bir yazar olarak görevini yerine getirdi.

Peki devlet görevini yaptı mı?

Canını koruyamadığı Uğur Mumcu'nun katillerini bulabildi mi?

Bir devletin görevi bu değil midir?

On binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği bir yerde devlet var mıdır, yok mudur?

Devlet sadece yazar yargılamak için mi kurulmuştur?

***

ETKİN bir devlet Uğur Mumcu'nun katillerini yakalar, Yaşar Kemal'i de yargılamazdı.

Bizde ise tam tersi yapılıyor.

***

DGM bahçesinde İngiliz Guardian gazetesi, İsveç Televizyonu ve Reuters ajansı ilkeli sorular sordular.

Yabancı basın karşısında, Türkiye'yi savunmayı ne kadar isterdim?

Ama savunamadım.

Böyle bir yargılamanın nesini savunacaksınız ki?

***

UNUTMAYIN: Tarih, ülkelerinde eseri rüzgara ters düşen yazarlarla doludur.

Emile Zola, Dreyfus davasındaki tutumu nedeniyle İngiltere'ye kaçmak zorunda kaldı.

Dostoyevski idam mangasının karşısına çıkarıldı.

Soljenitsin ülkesini terketti.

Bertold Brecht, Thomas Mann gibi yazarlar gönüllü sürgüne gittiler.

***

UYGAR ülkeler bu sayfayı kapattı artık.

Bizim de kapatmamız gerekirdi, ama ne yazık ki dev bir el Türkiye'yi karanlık bir bataklığa doğru sürüklüyor.

Hepimiz de şaşkın gözlerle bu gidişi izliyoruz.

Cenaze törenlerinde ve mahkeme kapılarında toplanan aydınlar, yüreklerindeki acıyı yansıtan gözlerle, birbirlerine umutsuzca süzüyorlar.

Bakışlarda hep aynı soru:

Ne yapmalı?

Bu gidişi nasıl durdurmalı?

***

YAŞAR Kemal'in düşüncelerine katılsanız da katılmasanız da onun bu düşünceyi açıklama hakkını savunmak durumundasınız.

Demokrasi eğer bu değilse, nedir ki?