Mihail Gorbaçov, Amerikan televizyonlarına yaptığı açıklamada ve Harvard konuşmasında, 1986 yılında Kremlin’de bizimle yaptığı toplantıdan söz ediyor. Bu buluşmayı, “Perestroyka belki de bu toplantıyla başladı!” diyerek tarihe geçiriyor.Tarihin bu önemli anına tanıklık etmiş olmak, hangi ulustan olursa olsun bir yazara kitap yazma yükümlülüğü getirir.”Gorbaçov’la Devrim Üstüne Konuşmalar” kitabı bu zorunluluğun gereği olarak ortaya çıktı.”Devrim” sözünden kasıt sadece perestroyka ve glasnost değil, üzerinde sıkça konuştuğumuz 1917 Devrimidir.Unutmayalım ki bu olaylar olumlu ve olumsuz yanlarıyla bütün bir 20. yüzyıl tarihini belirledi.Bu arada bizim hayatlarımızı da!Sovyetler Birliği bir daha dirilmemek üzere tarihe karıştı. Gorbaçov’un belirttiği gibi, halkın yüzde 80’i özgür bir ülkede yaşama iradesini ortaya koyuyor.Çünkü diktatörlük yoluyla sosyalizmi uygulamaya kalkmak tarihsel bir yanlışlıktı.Buna rağmen, Sovyetler Birliği’nin yıkılışının dünyadaki olumsuz etkileri de göz ardı edilmemeli.Kitaptan kendi cümlelerimi alıntılamama izin verin:”Eğer dünyada açlık devam ediyorsa, bir milyar insan günde bir doların altında bir gelirle hayatını sürdürmek zorunda kalırken sanayileşmiş ülkeler giderek daha da zenginleşiyorsa, dünya nüfusunun altıda birinin temiz suya ulaşma olanağı bile ortadan kalkmışsa, ortada bir problem var demektir. Küreselleşme karşıtı gösterilerin hepimize haykırdığı bu gerçekler, henüz bir teoriye ve dünya çapında bir felsefi tutarlılığa kavuşmamış olabilir. Ama bu, kavuşmayacağı anlamına da gelmez.Proletaryanın öncülüğünde bir devrim fikri yerini yeni bir teoriye bırakmak üzere. Adı ne olursa olsun, böyle bir görüşe ihtiyacımız var. Tarih boyunca karşılıklı dengelerden oluşmuş dünya politikası, kapitalizm egemenliğinin sonsuz ve sınırsız ihtiraslarına teslim edilemez.”Bir başka yerde de şöyle diyorum. “Son Irak savaşını bu dengenin bulunmadığı bir dünyanın cehennem provası olarak algılıyorum ben.” Gorbaçov kimilerine göre hain, kimilerine göre ise bir kahraman.Ben kitabımda, her zaman korktuğum “hain” ve “kahraman” yargılarının ötesinde bir insanı, dünya tarihini etkileyen bir lideri anlamaya ve fikirlerini aktarmaya çalıştım.Bana göre bu tanıklık; bir Türk yazarının, gelecek kuşakların meraklı bireylerine bir belge bırakma çabası olarak algılanmalı.
