Sanıyorum ki geçen hafta, Platon'dan Descartes'a, Kant’tan, Nietzche’ye kadar ölmüş filozof varsa mezarlarında ters döndüler. Çünkü Başbakan Erbakan, Muammer Kaddafi'yi de onların yanına koydu ve "filozof" ilan etti. Böylece varlığın sorunlarını irdeleyen, düşünme metotları yaratan, bilim ve düşünce ilişkilerini geliştiren ne kadar filozof varsa ebedi uykularında hop hop hoplayıp, ters dönüverdiler. Gerçi Erbakan'ın kastettiği anlama göre ters dönmeleri de fena bir şey sayılmaz. Çünkü "varlık üzerine soru sormak" küstahlığında bulunan bütün filoz milleti zaten ters biçimde yattıkları için, belki de bu dönüşle pozisyonlarını düzeltmiş oldular. Belki de her biri Leibniz'in monadlarına ayrışıverdiler.

FILOZOFLAR SAPIK MI?

Başbakan Erbakan, Kaddafi gibi bir adam için en son akla gelecek bu kelimeyi hangi anlamda kullandı diye merak ettim. Çünkü, havaalanındaki basın toplantısı Kaddafi'nin Türkiye'yi aşağılayan sözlerine yer veriyordu ve Erbakan tam bu bağlamda "filozof" deyiverdi. Demek ki bu tanımlamayı, onun sözlerini bağışlatmak ya da ağırlığını hafifletmek amacıyla kullandı. Bu durumda "filozof", sözü fazla ciddiye alınmayan, yerli yersiz gelişi güzel konuşan, zaman zaman saçmalayan kişi anlamına geliyordu ve böyle malul adamların fazla kusuruna bakılmamalıydı. Evrenin ve varoluşun sırlarını aralamaya çalışmak ve bu konuda sorular sorma cüretini göstermek başka neyle açıklanabilirdi ki zaten! Bu sözler üzerine epeyce düşündüm. Başbakanımızın bu açıklaması, benim gibi yıllarca felsefe alanında dirsek çürütmüş bir çömeze bile "Vay benim köşe sakalım!" dedirtti. "Demek ki boşa çiğnemişiz yalan dünyayı. Senin neyineydi cilt cilt kitapları devirmek, karmakarışık kavramlarla, anlaşılması zor cümlelerin künhüne varma gayretleriyle genç ömrünü çürütmek! Weber'in felsefe tarihi, klasik Alman felsefesi, İngiliz empiristleri, Muhiddin-i Arabi, ibn-i Rüşd, Habermas, Adorno, Amlthusser falan da ne oluyor! Alsaydın eline Albay Kaddafi'nin Yeşil Kitabı'nı, çevirip çevirip okusaydın. Hem böylece varlığın özü ve biçimi hakkındaki sonu gelmez tartışmalardan da kurtulmuş olurdun. Bak yeşil yeşil der durumu kurtarırdın."

ACABA FILOZOFLAR NE DİYOR?

Erbakan'ın filozoflar konusundaki düşünceleri bunlar ama acaba filozoflar, başbakanlar hakkında ne düşünüyor. Binlerce yıl önce Platon, ülkeleri kimlerin yönetmesi gerektiği sorusuna kafa yoruyor ve böylece daha o zamandan bizim bugünkü sorunlarımıza çareler arıyordu. Herhalde Allah Platon'un kalbine ilham-ı merhamet vermiş olmalıydı ki, "Binlerce yıl sonra Türklerin başı yönetici sorunuyla derde düşecek, medet buna bir çare!" diye çırpınıp duruyordu zavallı Hocanın hindisi gibi düşüne düşüne bir sonuca ulaştı ve "Ülkeleri filozoflar yönetmeli!" buyurdu. Gerçi o bununla, filozoflarda zaman boyutunun değişik kavranılışını falan kastediyordu ama ne gam! İşte dediği oldu ve Erbakan'ın nitelemesiyle Libya'yı bir filozof yönetiyor. Türkiye'yi de bu teşhisi koyan bir başka filozof yönetiyor. Dolayısıyla bütün suç Platon'da. Böyle kehanetlerde bulunmasa bizim de başımıza bunlar gelmezdi. Eee o bize bu kadar kötülük ettikten sonra biz onun adını Eflatun'a çevirmişiz çok mu. Bana kalırsa biz bu pazar günü, Eflatun'la da yetinmeyip, suçlu filozofa "mosmor" adını takalım daha iyi!