"Barış için bir milyon imza" kampanyası güzel başladı. Oral Çalışlar yazısını; "Unuttuğumuz barışı gelin yeniden düşleyelim" diye bitirmiş. İshak Alaton ise “Barış mutluluk, mutluluk ise çalışmak ve üretim demektir. Ben de barış istiyorum” diyor. Aslında halkın gönlünde de barışın yattığını biliyorum. Milyonlarca insan bu ülkede artık kan dökülmesin, şehit cenazeleriyle yürekler yanmasın, anaların yüreğine ateş düşmesin istiyor. Ne var ki sapı samanı birbirine karıştırıp, bir kavram kargaşası yaratarak ve olayları gizleyip saklayarak savaşı sürdürmek isteyenler de boş durmuyor. Ne zaman "barış" deseniz; "Haa siz PKK'dan yana konuşuyorsunuz!" teranesiyle, dünyanın en kutsal kavramı olan barışın, kardeşliğin karşısına çıkıyorlar. Oysa "barış" istemek PKK'dan yana olmak değildir. Şimdi bu bildiriye imza atan Türkan Şoray mı PKK'lı, yoksa İshak Alaton ya da binlerce iş adamı, sanatçı, politikacı, bilim adamı mı?

GERÇEK NEREDE?

Şimdi bir kez daha durumu özetleyelim: Biz savaşın durmasını, barışın sağlanmasını istiyoruz! Barış istemek PKK'ya yandaş olmak ya da onun eylemlerini desteklemek değildir. Net olarak söylüyoruz: Türkiye'nin bölünmesine ve teröre karşıyız. Teröre karşı mücadele edilmesini de doğru buluruz! Bu, bir devletin hükümranlık hakkıdır. Ne var ki devlet, teröre karşı mücadele ederken bile, hukuk kuralları içinde kalmak ve insan haklarına saygı göstermek zorundadır. "Efendim örgüt neler yapıyor. Biz de aynı şekilde davranabiliriz" demek, devletin devlet değil, eşkıya olduğunu baştan kabul etmek anlamına gelir. Biz devlete, böyle bir tutumu yakıştırmayız. Gırtlağına kadar suça gömülmüş askeri polisi koruyan, PKK adını kullanıp haraç alan, adam öldüren ve Güneydoğu halkına acı üstüne acı çektiren kişileri kollayan bir devleti eleştirmek görevimizdir. Geçenlerde Fatih Altaylı'nın programında, oğlu askerler ve itirafçılar tarafından PKK süsü verilerek kaçırılmış olan bir çoban, daha önce iki yeğeninin PKK'ya karşı dövüşürken şehit olduğunu, vatan uğruna şehit düşen bu gençlerin hakkını helal ettiğini ama daha sonra oğlunu kaçıranlara öfke duyduğunu belirterek, çok ağır suçlamalarda bulundu. Bu bir alarmdır. Eğer iki yeğenini şehit vermiş bir çoban, Güneydoğu'daki timlerin bir bölümünü, "mezalim" yapmakla suçluyorsa, şapkamızı önümüze koyup düşünmek zamanı gelmiş demektir. Bazı suç örgütleri yüzünden koskoca orduya bu lekeyi sürmeye kimin ne hakkı var?

***

"Barış için bir milyon imza" girişimcileri, bu ülkeyi, bu toprağı en derinden seven ve onu korumak için üzerine titreyen sorumlu kişilerdir. Ülkelerini daha büyük belalardan korumak için ortaya çıkıyorlar ve sizin de imzanızı bekliyorlar. İlişki adresi: Sıraselviler Caddesi, Soğancı Sokak 7 Cihangir/İstanbul

ERBAKAN'IN ATTIĞI İMZALAR GEÇERSİZ

Değerli Kültür bakanlarımızdan Fikri Sağlar'la konuştuk. Çok önemli noktaların altını çiziyor: a) Erbakan'ın gezisi resmi değildir. Bakanlar Kurulu'nda imzalanmamıştır. Dolayısıyla attığı imzalar Türkiye'yi bağlamaz. b) Bekir Aksoy, Mehmet Ağar'ın yerine imza atamaz. Çünkü vekalet, alındığı günden itibaren geçerli olan bir kavramdır. Geçmiş tasarrufa vekalet olamaz. c) Bu bakımdan bu gezi "özel"dir. d) Ayrıca bu büyük gezinin kaynağı nereden bulunmuştur? Örtülü ödenekten mi? Deneyimli siyasetçi Sağlar dostumuzun bu saptama ve soruları çok önemli. Hukuk tekniği açısından derhal açıklık getirilmesi gerekiyor.