BİR belediye başkanı, bir yazarın Almanya'da aldığı ödül sırasında yaptığı konuşmayı beğenmemiş. Diyor ki: "Edebiyatımızın önde gelen bir isminin dünyada kazandığı başarılar elbette bizi sevindirir. Kendisini kutlarım. Yalnız bir şeyi belirtmek zorundayım. Ülkemizin kazandığı ödülün yarattığı sevinç, yazarın yaptığı konuşmayla gölgelendi. Eğer basında okuduklarım doğru ise, sayın yazar şu cümleleri kullanmış... Bunlara katılmadığımı belirteyim. Neden katılmadığımı ise şöyle açıklayabilirim."

BİR köşe yazarı, başka bir meslektaşının fikirlerini paylaşmıyor ve şöyle yazıyor: "Meslektaşımın yanıldığını düşünüyorum. Düşünceleri doğru değil. Bence doğrusu şöyle olmalı. Bu düşünceleri kendisine yakıştıramadığımı belirtmek isterim."

BİR politikacı, rakibi için şöyle diyor: "Herkesin düşüncesini açıklama hakkı olduğuna inananlardanım. Ne var ki, rakibimiz doğru düşünmüyor. Bu fikirlerin doğru olmadığını düşünenlerin de görüşlerini açıklama hakkına dayanarak, kendisini eleştiriyorum."

ŞAŞIRDIĞINIZI ve böyle şeyler okumadık dediğinizi duyar gibiyim. Evet ne yazık ki bu cümleler kullanılmadı.

Çünkü sorunlara böyle yaklaşmak tutarlı bir fikir mücadelesinin işaretidir. Karşınızdakinin ne dediğini tam olarak anlamak ve onun savlarını çürütecek düşünceleri öne sürmek zorunda kalırsınız.

Bu da engin bir kültür birikimini, yazılan yazıya ya da yapılan konuşmaya emek harcamayı, kitap karıştırmayı gerektirir.

Bütün bunları yapmayıp da ağzınıza gelen sövgüyü art arda sıralarsanız, elbette işiniz kolaylaşır.

Daha romanının adını bilmediğiniz adama "Ulan kaç paralık adamsın?" derseniz ya da bir düşünce öne sürmüş arkadaşınıza "Vatan haini, aşağılık, satılık, sapık!" gibi mahalle küfürleriyle saldırırsanız her şey kolaylaşır.

İŞTE bizim derdimiz de bu "kolaylaşma!"

Türkiye gibi karmaşık bir tarihi süreçten gelen ve inanılmaz jeo - stratejik güçlüklerle karşılaşan bir ülkede elbette değişik düşüncelerde insanlar olacaktır. Herkesin düşüncesini tek kalıba dökemezsiniz.

Yazılı ya da sözlü olarak açıklanan düşünceleri beğenmeme, hatta ülke için zararlı bulma ve en keskin eleştirileri yöneltme hakkına da sahip olmanız gerekir.

Ne var ki, bunun yolu gittikçe dozu artan küfürleşmelerden geçmiyor.

Küfürleşme, düşünce tartışması ya da ideolojik mücadele değildir.

Sadece küfürleşmedir, bir şiddet biçimidir.

Tarihte belli bir birikime ve kültüre sahip şahsiyetlerin küfürden medet umdukları görülmemiştir.

Mesela her türlü ateş çemberinden geçen Mustafa Kemal Atatürk bir küfürbaz değildir.

Dünyanın en mücadeleci insanıdır ama hiçbir zaman "Kodum mu oturturum!" tavrıyla babalanan bir külhanbeyi olmamış, fikre fikirle karşılık vermiştir.

Savaşın şiddetinden geçen büyük komutan, söz şiddetine, düşünce terörüne sapmamıştır.

Çünkü o kültürlü, zeki ve zarif bir insandır.

Atatürk'ü örnek almakta yarar var.