Bir gün köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu öne sürdü. Köylüler ona güldüler. Adam peygamber olduğunda ısrar etti ve oradaki bir duvarı göstererek, “Bu duvar konuşup da peygamber olduğumu söylese inanır mısınız?” diye sordu. Köylüler “İnanırız!” dediler ve yüzlerini duvara döndüler. O sırada duvar dile geldi ve “Bu adam peygamber değildir.” dedi.
Bu nefis kıssayı, Ankara temsilcimiz Fatih Çekirge, Muhiddin-i Arabi’de okumuş. Kaç günden beri aklımdan çıkmıyor. Dünya edebiyatında böylesine çarpıcı bir çelişkiyi bir çırpıda anlatıveren hikaye var mıdır bilmiyorum. Duvar dile gelince peygamberlik taslayan adamın mucizesi gerçekleşiyor ama konuşan duvar, onun peygamber olmadığını söylüyor. Şimdi köylüler neye inanmalı? Mucizeye mi, yoksa mucizenin söylediğine mi?
Biz Türk halkı da son zamanlarda kıssadaki köylüler gibi çaresiz ve şaşkınız. Eskiden devletin söylediğine inanarak sürüp giden durgun ve güvenli yaşamımız avucumuzdan kayıp gidiyor. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Çok adam öldürülüyor, çok kan akıyor. Ne var ki güvenliğimizi sağlamakla görevli olan İçişleri Bakanı “Rahat olun.” diyor. “Bu yıl sonuna kadar terör bitecek.” Bakan bu önemli bilgiyi nereden ediniyor? Yıl sonunda terörün biteceği müjdesini neye dayanarak verebiliyor?
Bakanın müjdesine sevinemeden gözünüze başka bir röportaj çarpıyor. Son yılların çarpıcı röportajcısı Nuriye Akman, Tuğgeneral Mete Sayar’la konuşmuş. Bizzat savaş bölgesinde yaşayan general, savaşın bitmesinden dem vurmuyor. Tam tersine “Adam öldürmekle bir yere varılmaz.” diyor. Ankara, bölgedeki en yetkili adamından aldığı bu tavsiyeyi neden değerlendirmiyor acaba? “Adam öldürerek bir yere varılmayacağını” söyleyen kişi bir gazeteci, bir üniversite hocası ya da bir sanatçı değil. Savaş içindeki bir asker. Ama bakıyoruz bu sözler, basında bile gereken yankıyı bulmuyor.
Başbakan bir yolsuzluk dosyasının kapaklarıyla kanatlanıp Çankaya’ya uçtuktan sonra çiçeği burnundaki hükümet de yolsuzluklarla sarsılıyor. Öyle bir yolsuzluk sürati var ki izlerken bile başımız dönmekte. Kaç hükümet görmüş bürokratlar yerlerinden oluyor. Grevler dalga dalga gelip kapımızı vurmakta. Milyonlarca insan Türk parasının geleceği üzerine karanlık tahminler yürütüyor. Bu arada başbakan da belediye zabıtasını “Merhaba Asker” diye selamlıyor. Belki de “Merhaba zabitan!” demek istiyor. Duvar konuşuyor konuşmasına da ne dediğini tam olarak duyamıyoruz henüz.
