Sevgili dostumuz Duygu Asena da gitti. Uzun zamandır bu dünya ile öbür dünya arasında sallanıyordu zaten, büyük acılar çekiyordu ama yine de dostları yüzünü görebiliyor, ona sevindirici doğum günleri bile düzenleyebiliyorlardı. Evinde katıldığım son doğum günü, dayanılması zor bir törendi doğrusu. Herkes onu mutlu etmek için uğraşıyordu, o da bu mutluluğu yaşıyor ama bakışları dışında hiçbir biçimde sevincini ve teşekkürünü gösteremiyordu. Duygu Asena herkesin birbirini kırdığı bir gazeteci-aydın-sanatçı dünyasında sakin ve dost kalabilmeyi bilen ender insanlardandı. Karşısındakini sarıp sarmalayan bir yumuşaklıkla konuşurdu. Duygu ile birlikte, Erdal Öz’ün de katıldığı bir İsrail gezisinde Kudüs tapınaklarını gezmiştik, kibbutzlarda uyumuştuk. Şimdi ne Erdal var, ne Duygu. Ve Tel Aviv’de oturan bazı adamlar dünyanın gözleri önünde Kana’daki çocukları katlediyor. Her anlamda Duygu’suz bir dünyada yaşıyoruz artık. Duygu’nun ömrünü adadığı kadın haklarında da ilerleme değil gerileme var. Baksanıza onu kaybettiğimiz gün Aksaray’da bir kadın, bir hafta boyunca yedi kişinin tecavüzüne uğradığını belirterek savcılığa başvurdu. Son bir hafta içinde dört kızımız, adına töre namus diyerek kılıf bulunmaya çalışılan korkunç cinayetlerde hayatını kaybetti. Bu ülkede üniversite hocaları, aydınlar, sanatçılar bile karısına dayak atıyor. Genç kızlardan ya kamuoyunun önünde seks sembolü ya da karanlık odalarda seks kölesi olmaları isteniyor. Polisin baskın yaptığı evlerin bodrumundan, kümesinden, çatı aralığından pasaportlarına el konularak kurban haline getirilmiş kızlar fışkırıyor. Hem de üniversite mezunu, bilgili, iyi yetişmiş aile kızları. Dünya bazı erkekler yüzünden yaşanmaz bir hale geliyor. Savaşlara karar veren, çoluk çocuk yaşlı genç demeden katleden, şehirlerin tepesine bomba yağdıran, kadınları sömüren, el kadar çocuklara tecavüz etmek için Tayland’a, Filipinler’e koşan, her türlü melaneti işlerken radyoya telefon edip şarkı istedi diye kız kardeşini kurşunlayan, sekiz karıdan kırk çocuk yapıp, erkek arkadaşı olan öz kızını boğan erkekler yüzünden. Yakıcı yaz güneşi altında, Mısır mumyası gibi giydirdikleri kadınlar zırıl zırıl terlerken beyaz donlarıyla denize girip tek başına serinlemeye çalışan, sudan çıktıktan sonra da donunun ağını çamaşır gibi sıkarken, karısının hazırladığı sofraya kusur bulma amacıyla kaş altından göz atan herif-i naşerifler yüzünden. İşte Duygu bizi böyle bir dünyada bırakıp gitti. Gitmek mi zor, kalmak mı zor bilmem ama doğu dünyasının bu değersiz erkek egemenliği ve barbarlığı kırılmadan dünya rahat bir nefes alamayacak.