Alman radyolarında müzik yapımcısı olan dostum Peter Schulze, bir süre Türkiye'de kaldıktan sonra izlenimlerini şu çarpıcı cümle ile belirtmişti: "Almanya adil ama merhametsiz bir ülke. Türkiye ise merhametli ve adaletsiz bir toplum." Bu gözlemle anlatılmak istenen, Almanya'da kurumların üstlendiği sosyal görevleri, Türkiye'de halkın merhamet duygusuyla başarmaya çalıştığı idi. Bugünlerde aldığım iki mektupta okuduğum insan dramları bana bu cümleyi hatırlattı.
Eda Torun 1975 doğumlu ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yurt dışında tedavisi mümkün olan bu hastalık için bir buçuk milyar lira gerekiyor. Aile bu parayı bulacak durumda değil. Aliağalı gençler arkadaşları Eda'yı kurtarmak için bir kampanya açmışlar ve yirmibeş bin imza toplamışlar. Bu arada Devlet Bakanı Akın Gönen'le de görüşüp, hükümet katından yardım istemişler. Şimdi umutla bekliyorlar. Ama hastalık beklemiyor. Günler gelip geçiyor ve yitirilen her dakika Eda'nın yaşama umudunu karartıyor. Arkadaşları, Aliağa İş Bankası'nda 206941, Ziraat Bankasında da 837542-1 nolu hesapları açmışlar. Yardım bekliyorlar.
Ebru ise henüz yedi yaşında. Beyninde doğuştan tümör bulunduğu için ameliyat edilmesi gerekiyor. Dünyaca ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil, Ebru'yu para almadan ameliyat etmeye söz vermiş. Yalnız hastane masraflarının ödenmesi gerekiyormuş. Bu da beşyüz milyon lira tutuyor. Ebru Ekinci için de Nazilli Ziraat Bankası'nda 594971 nolu bir hesap açılmış. Kızlarının gözlerinin önünde tükenip gidişini seyreden ailesi umutla yardım bekliyor.
İşte Türkiye'mizden iki insan dramı. Belki de böyle yüzlercesi, binlercesi var. Devletten çalınan paralarla, yolsuzluk ve hayali ihracat kazançlarıyla, büyük devlet ihalelerindeki rüşvetlerle kaç bin çocuk yaşatılabilir, kaç bin insan yaşama döndürülebilirdi. Ne yazık ki Türkiye iki yakasını bir araya getirip çağdaş bir devlet olmayı başaramadığı için herşey halkın merhametine kalıyor.
Şimdi yakından bildiğim iki örnek daha vereceğim: İsveç'te çalışan bir Türk tanıdığımın annesi hastalandı ve Türkiye'de tedavi edilemedi. Bunun üzerine İsveç makamları İstanbul'a bir ambülans-uçak gönderdiler ve ilk müdaheleleri havada yaparak hastayı Stockholm'de tedavi ettiler. Başka bir tanıdığımın çocuğu üç ay önce Tayland'da trafik kazası geçirdi. İsveç makamları gene uçak gönderdi, oradaki hastane ve ameliyat masraflarını ödedi ve çocuğu Stockholm'de tedavi edip, hayata döndürdü.
İsveç, ülkesinde yaşayan yabancılar için bu fedakarlıkları yaparken, biz kendi yurttaşlarımızı ölümün pençesine teslim ediyoruz. Bir yandan da "Çağ atlamak"la, büyük devlet olmakla övünüyoruz. Kim yutuyor acaba?
