Amerika'da başkanlık seçimleri dönemi geldiğinde Türkiye'de herkesi bir kaygı alır. Sanki okyanus aşırı bir ülkenin başkanı değildir de seçilen, Türkiye cumhurbaşkanıdır. Acaba yeni başkan Türk dostu mudur? Yoksa Ermeni ve Rum lobilerine yakın bir Türk düşmanı mıdır? Böyle kaygılarla kendimizi yer bitiririz. Basında yorumlar başlar ve seçim yaklaştıkça heyecan artar.

***
Bu kez de böyle oldu. George Bush'un Türk dostu olduğuna karar verdik. Öyle ya; Turgut Özal'ın ruh gibi ahbabı değil miydi başkan? Gerçi Turgut Özal'ı içerde sevmez, topa tutardık ama dışarda George Bush'la dostluğu önemliydi. Hem George Bush, İstanbul'a gelip Dolmabahçe Sarayı'nda yemek yememiş miydi? Şimdi nereden çıktıysa bir Clinton peydah olmuş ve ballı börekli Türk-Amerikan ilişkilerine gölge düşmüştü.

***
Bu arada ne yazık ki soğukkanlı ve objektif değerlendirmelere pek rastlanmadı. En azından ben görmedim. İşe değişik açıdan bakmakta yarar var diye düşünüyorum: Bir kez Amerikan seçimleri birinci derecede Amerika'yı ilgilendirir. Kişilikli dış politika izleyen bir ülke için Amerika sadece, önemli bir yabancı ülkedir. Ayrıca Amerika'da başkan adayları, sadece beyaz Amerikalılar'a (WASP) değil, o mozaikteki her etnik gruba, seçimi etkileyebilecek her lobiye seslenmek ve gönlünü almak durumundadır. Nasıl bizdeki muhalefet liderleri, iktidara geldiklerinde, daha önce karşı çıktıkları ilkeleri uyguluyorlar ve savunuyorlarsa, Amerika'daki başkanlar da siyasetin bu gereğini yerine getirecektir. Çünkü muhalefetteyken olağanüstü hale karşı çıkan ve iktidardayken bunu uzatan liderlerimizin yaşadığı deney, iktidar penceresinden bakınca hemen her şeyin farklı görüldüğünü ortaya koymaktadır. Amerika gibi bir ülkede radikal değişiklikler olmaz. Hangi başkan gelirse gelsin Amerika, Amerika'dır. Beyaz Saray'a Clinton gibi genç ve savaş aleyhtarı, insan hakları savunucusu bir başkanın oturması en azından duygusal etki bakımından yararlıdır. Öyle anlaşılıyor ki Clinton ve arkadaşları, Amerikan sisteminde somut değişiklikler yapmasalar da, insan hakları gibi ilerici kavramları gündeme getirecekler. Eğer bu önsezi gerçekleşirse, bu durum dünya demokratik hareketleri bakımından bir kayıp değil, bir kazançtır. Dolayısıyla Türkiye'deki demokrat kesimlerin işine gelir Clinton.

***
Zaten Türkiye yakın dönemde insan hakları ihlallerine son veremezse, Clinton gelse de gelmese de başı derde girecek. 21'inci yüzyıla ayıplı ülkeler arasında girmek istemiyorsak, elimizi çabuk tutmalıyız. Ama bu konudaki yasa tasarılarının bile nasıl engellendiğini görünce insan pek umutlu olamıyor doğrusu.