Norveç’in Stavanger şehrini bilenleriniz vardır mutlaka. Ben yıllarca İskandinavya’da yaşamış olmama rağmen duymamıştım. Garip değil mi? Üstüne üstlük bu şehir 2008 yılında Avrupa Kültür Başkenti’ymiş. Daha önce gerçekten duymamıştım ama şimdi buradayım. Oslo’nun güneyinde, Gulf Stream’e yakın bir küçük şehir. Mutluluk romanını Norveç’teki yayıncısı buraya gelip kitap üzerine konuşmamı ve basın toplantısına katılmamı istedi. Ben de peki dedim. Böylece hâlâ sıcak olan güney denizlerinden çıkıp buralara geldim. Dün üstümde mayo vardı, bugün yün gömlek ve rüzgâr ceketi. Bir gemiyle fiyortları gezmeye götürdüler. İlginç yerler doğrusu. Denize dimdik inen dağlar, dağlardan akan şelaleler. Bizi götüren gemi bir şelalenin altına girdi ve oradan kovaya doldurdukları suyu bize ikram ettiler. Ama nasıl pahalı bir yer anlatamam. Geldiğim gece otelde bir karışıklık olduğu için üç yüz metre ötedeki başka bir otele gitmem gerekti. Elimde valiz olduğu için taksiye binmekten başka bir çarem yoktu. Taksi ne kadar para aldı biliyor musunuz? 125 Kron. Yani 27 YTL. İnanılmaz.Burada insanlar nasıl yaşıyor, nasıl alışveriş ediyor, bilinmez.
Petrol, uygarlık, temizlik, kültüre saygı vs. Bunların hepsine amenna ama burada bizim oraların tadı yok. Tatsız tutsuz şehirler, soluk insanlar, renksiz bir doğa. Belki de onlara iyi geliyordur ama yıllar geçtikçe anlıyorum ki bizim için Akdeniz’den, Ege’den başka bir yerde hayattan tat almak mümkün değil. Hava, yemekler, kültür her şey bambaşka. Ama gelin görün ki biz elimizdeki cennetin kıymetini bilmiyoruz, onlarsa neredeyse çakıl taşlarını bile tek tek silecekler. Acaba bu ikisi bir araya gelemez mi? Doğanın güçlü çağrısı, uygarlık ve demokrasiyle bir arada yaşayamaz mı? İşte herhalde İspanya’nın denediği bu. Avrupa’nın en güneşli ülkesi olan İspanya, aynı zamanda ekonomide ve kültürde en zengin ülke olma yolunda ilerliyor. Darısı başımıza.
