Daüssıla deyimini çok severim. İnsanın burnunun direğini sızlatır. Sıla özlemini bundan daha iyi anlatan bir söz yoktur gibi gelir bana. Yerli yersiz kullanılan nostaljiden çok daha içli ve sızılı bir şeydir daüssıla. Daha derin bir yerimize dokunur. İşte ben de bugünlerde feci bir daüssılaya yakalandım.
Yok yok! Yanlış anlamayın! Yurt dışında değilim. Ama yine de özlüyorum Türkiye’yi. Tanıdığım, bildiğim, içinde büyüdüğüm Türkiye’yi özlüyorum. Birbirine saygılı, efendi insanların yaşadığı, gösterişten nefret eden, herkesin ayağını yorganına göre uzattığı, orta halli ve kanaatkâr Türkiye gözümde tütüyor. Toplumun kendi içinde sessiz bir dayanışma yaşadığı, harplerin, kıtlıkların, salgınların yarattığı bir yardımlaşma geleneğinin alçakgönüllü evlere damgasını vurduğu bir dönemi aradığımı hissediyorum. Kurşunların vızıldamadığı, güvenli sokaklarında yaz akşamları avare aşklar yaşanan, duvarlara tünemiş gençlerin sonu gelmez hülyalara dalıp gittikleri, namuslu Türkiye’yi tekrar bulmak istiyorum. İşkence tezgâhlarının kurulmadığı, insanların şakır şakır öldürülmediği bir dönemi tekrar yaşamaya çabalıyorum. Kaçakçıların, hayali ihracatçıların, mafya babalarının, rüşvet yemiş devlet görevlilerinin aforoz edildiği ve dürüstlüğün en yüce erdem olduğu eski Türkiye’ye kavuşmak dileğini tekrarlıyorum. Gazete yazarlarının her gün birbirine ağız dolusu küfür etmediği bir barış ortamına kavuşmak için çırpınıyorum. Yaşlının yaşlı, gencin genç gibi davrandığı ve toplumu bir arada tutan değerler bütünün sarsılmadığı bir dönemi arıyorum. Paranın değil, dürüstlüğün, emeğin, onurun ve kibarlığın en yüce değer olduğu Türkiye’ye geri dönmek istiyorum.
Hem bu özlemimde yalnız da değilim. Benim gibi yüz binlerce kişi, eski Türkiye’yi, gerçek Türkiye’yi özlüyor ve ortalıkta olup bitenleri şaşkın gözlerle izlerken “Bize ne oldu böyle?” diye sormadan edemiyor. Yaşlılık mı bu? Eski dönemin cilalanarak hatırlanması mı? “Bizim zamanımızda…” edebiyatı mı? Hiç sanmıyorum! Çünkü, zamanları birbirine üstün kılan, kronolojik bir tarih akışı değildir. Çocukluğu harpte geçmiş birisi oğluna dönüp de “Bizim zamanımızda her şey ne iyiydi. Şimdi süratle bozuluyor!” demez, diyemez. Olsa olsa “oğlum bu günün değerini bilin. Biz neler çektik!” diyebilir. Oysa biz tam tersini söylüyor ve güvenli, saygılı, alçakgönüllü ve değerlerine sahip bir Türkiye’de geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı özlemle anıyoruz.
