Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

İnsanlar arasındaki dostlukların garip bir kimyası vardır. Hiçbir şeyin insan ilişkileri kadar karmaşık olamayacağını Dostoyevski ne güzel anlatmıştı.
Aşk gibi, dostluğun da tanımı yoktur.
Bazen, birbirini tanımayan iki sevgili dostunuzu bir araya getirirsiniz ve bir nefret ortamı doğar.
Ortak yanlarınızın bulunduğu iki kişinin kimyası tutmamıştır.

***

Alvin Toffler, dünyada en sevdiğim dostlarımdan biridir ve bunun mantıksal bir izahı yoktur.
Gerçi Alvin‘in de benim de sol düşünceden geliyor oluşumuzun, ortak bir düşünce platformunda buluşmamızda etkisi vardır mutlaka. En azından terminolojik ve kavramsal birlikteliğe sahibiz.
Gene de Alvin Toffler‘in, Amerikan politikasının şahinlerinden Gingrich‘le olan dostluğunu yadırgarım.
Zaten Toffler de Gingrich‘in düşüncelerini benimsemiyor. Sadece onu çok zeki bulduğunu belirtiyor ve birlikte geçirdikleri bir Noel gecesi Heidi‘nin ona nasıl yüklendiğini anlatıp gülüyor. (Bu arada bir paparazzi notu olarak belirtmeme izin verin: Allah kimseyi Heidi Toffler’in sivri diline düşürmesin.)

***

Sevgili Can Paker’le birlikte Alvin‘i uçaktan aldık ve bavul beklerken patlattığımız kahkalar çevredekilerin dikkatini çekecek dereceye yükseldi.
Tam bu sırada Sinan Toros’un patlattığı flaş da bu gülme anını Milliyet’e taşıdı.
Belki merak etmişsinizdir, bu adamlar niye böyle ağız dolusu gülüyor diye…
Hikayenin aslı şu:
Alvin’e San Francisco toplantısından sözettim ve Gorbaçov‘la birlikte, gelecek yıl Issık Göl Forumu‘nun 10’uncu yılı için tekrar Issık Göl’de buluşmayı kararlaştırdığımızı anlattım.
“iyi olur” dedi Alvin. “Hem de Bişkek’e dikilen heykelimizi çok merak ediyorum.”
Bunun üzerine Alvin‘e: “Boşuna umutlanma heykeli göremeyeceksin” dedim. “Heykel çalınmış ama bizden dolayı değil. Heykeli eritip bronzu satmışlar.”
Bunun üzerine Alvin kahkahalarını tutamadı.
“Bende bir tek resmi kaldı” dedim.
“Aman” dedi “Bende o da yok. N’olur bana bir kopyasını ver.”

***

Bişkek‘teki Manas kutlamaları Sırasında Fatih Çekirge ve İsmet Berkan dostlarımızla birlikte, parka gitmiş ve heykeli aramıştık. Mihmandarımız olan Kırgız genci “Buradaydı” diyordu ama gösterdiği yerde heykel değil, sadece bir kaide vardı.
Daha sonra heykelin çalındığını öğrenmiştik.
Issık Göl Forumu’nun kurucuları olan 12 kişiyi gösteren toplu bir bronz heykeldi bu ve biz sadece resimlerini görmüştük.
Daha sonra San Francisco‘da karşılaştığım Cengiz Aytmatov‘a “Skulüptür n’oluptur Çingiz aga?” diye sorduğumda Cengiz elini şakağına vurmuş ve “Ugru çaldi, Hıtay’da sattı!” demişti. (Uğru hırsız, Hitay da Çin anlamında kullanılıyor.)
Şimdi bu konu forum üyeleri arasında müthiş bir şaka konusu.
Zaten heykelin dikilişi de şaka gibi bir şeydi ve bizi güldürüyordu. Şimdi bronzu uğruna çalınıp da Çin’de satılmış olması daha da komik bir durum yaratıyor.
Neyse, Türkiye’de bu işi ciddiye alan dostlara duyurulur.
Artık “Bir heykelimiz bile yok.”
Yaşar Kemal ise Türkiye’de dikilmiş heykelleriyle, Bişkek’te çalınan heykelin acısını hafifletebilecek olan tek forum üyesi.
Arthur Miller, Peter Ustinov, Alvin Toffler, Federico Mayor, Cengiz Aytmatov ve hakir kulunuzun da aralarında bulunduğu üyelere, artık Yaşar Kemal‘i ölesiye kıskanmak ve “Canım heykele gerek yok ki o zaten heykel gibi bir adam” diye kendimizi rahatlatmak kalıyor.