Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Granada‘da bir Unesco toplantısı sonunda Elhamra sarayındaki müzik gösterisine davet edilmiştik.
Önce bir Fas grubu çıktı ve beyaz entarileriyle sahnenin yarısına dizilen erkekler, durgun bir müzik yaptılar. Sonra İspanyol grubu gelip sahnenin öteki yarısına yerleşti ve birdenbire dans, müzik, acı, ihtiras, sevinç, coşku dolu bir yaşam büyüsü fışkırdı sahneden.
Çünkü İspanyollar, Fas grubunun erkek erkeğe yapılan müziğine, dans eden kadınlarla, şarkı söyleyen gitar çalan erkeklerin varlığından doğan bir elektriği, yaşam özsuyunu katıyordu.
Kadın ve erkeğin birlikteliğinden doğan yaşam diyalektiği, uygarlığın motorunu oluşturuyordu.

***

Parti listelerinde kadınların dışlanmış olması bana, Fas’la İspanya arasındaki çarpıcı farkı anımsattı.
Kadınları dışlayan bir meclis, uygarlığı dışlamış sayılır.
Çünkü uygarlık, kadın ve erkeğin birlikte oluşturduğu bir kavramdır. Sadece erkeklere ya da erkek üstünlüğüne dayanan bir toplum uygar değildir. Olamaz da!

***

Türkiye kadın – erkek ilişkileri bakımından çarpık bir ülkedir.
Oğlan çocukları, sadece oğlan oldukları için bir üstünlük duygusu içinde büyütülürler.
Kız çocuklara yasaklanan birçok şey, oğlanlara bir imtiyaz olarak tanınır.
“Hadi benim aslan oğlum, şu amcaya bir küfür et!”
Oğlan yakası açılmadık bir küfür basar ve kendisini alkışlayan, kahkahalarla gülen amcalarını ve babasını hayranlıkla süzer. Büyük bir marifet yapmıştır.
“Hadi benim aslan oğlum, teyzene pipini göster.”
“Hadi benim aslan oğlum, bi yudum rakı al.”
“Hadi benim aslan oğlum, bi yumruk patlat!”

Bu telkinlerle büyüyen bir çocuk ruh hastası olmaya adaydır ve bir gün bu çocuğa “Hadi benim aslan oğlum, Meclis’e gir, şu milleti yönet” denildiğinde, kromozomlarına işlemiş şizofrenik erkek kültünün canlanmasına ve onun küfürler edip, yumruk sallamasına şaşmamak gerekir.

***

Erkek erkeğe yaşayan bir toplum, yarımdır, hastadır ve tehlikeli patlamalara gebedir.
Akşamları, Türkiye’nin büyük kentlerine bakın: Varoşlardan inen kurt sürüleri gibi hep bir arada dolaşan erkek kalabalıklarından başka bir şey görmeyeceksiniz.

***

Türkiye’nin kadın başbakana sahip olması, erkek toplumu imgesini değiştirmeye yetmemiştir.
Çünkü bu olgu, erkek toplumu olmamız çarpıklığını düzeltmedi.
Pakistan dediğim zaman aklınıza nasıl bir erkek toplumu geliyor ve Benazir Butto‘nun başbakan olması bu gerçeği değiştirmiyorsa, Türkiye de gerçeği saklayamıyor.
Kadın olarak size iki seçenek sunulsa, kadın başbakanın Pakistan’ında mı yaşamak isterdiniz, yoksa erkek başbakanın Fransasında mı?

***

“Erkek erkeğe yaşanan bir toplumun, Meclisi de kadınsız olur” bahanesine sığınmayın lütfen.
Millet Meclisi toplumu yansıtmakla yetinmemeli, onu uygarlığa taşıma yolunda bir simge oluşturmalı.
Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunda, milleti yansıtmak değil, değiştirmek misyonu var.
Atatürk’ün Meclisi, toplumun lokomotifiydi.
Bugünün Meclisi ise katarın sonuna bağlanmış bir yük vagonu.

***

Kadınların, bu durumu protesto ettiğini ve oy kullanmadığını düşünün:
TÜRKİYE’DEKİ SEÇMEN SAYISI BİR ANDA YARIYA DÜŞER.
Seçmen sayısı 15 milyonlara inmiş bir seçimin sonucu kimseyi tatmin etmez.
Ve belki de böyle bir “siyasi Lysistrata” herkesin aklını başına toplamasına yardımcı olur.