Elia Kazan'la birlikteyiz. Elia 87 yaşında. Sevgili eşlerini, oğlunu, torununu yitirmenin acısıyla hırpalanmış, McCarthy döneminin kimi haklı kimi haksız suçlamalarıyla cadı kazanlarına atılmış, hastalıklarla, beyin kanamalarıyla örselenmiş bu büyük dost, şimdi yaralarını sakin bir limanda onarmaya çalışan bir kadırga gibi New York'taki evine ve mahallesinin dost yüzlerine sığınmış. Evin üst katındaki odasında müzik dinleyip, yazılarını yazıyor ve duvarlardan kendisine bakan binlerce resmin yarattığı garip senfoniyle avunuyor. Kimler yok ki bu duvarda. Tenesse Williams'in yanında Kayseri Belediye Başkanı Osman Kavuncu gülümsüyor. Marlon Brando'nun yandan bakışı, James Dean'in küskün kaşlarıyla buluşmakta. Gençlik aşkı Marilyn Monroe'nun sarışın gülümseyişi, dostlarının esmer yüzlerine karışmış. Ne güzel, ne zengin, ne dolu ve ne delicesine bir hayat! 20. yüzyılı bir bıçak gibi enlemesine kesip geçmiş bir bıçkın Elia. Bunca yaşam deneyinden sonra, şimdi, ölmeden önce her şeyi acı bir gülümsemeyle kabul edecek olgunluğa ulaşmış bir bilge. Akşam bizi davet ettikleri olağanüstü İtalyan lokantası "Senza Nome"de, eşi Francis, Ülker'le koyu bir sohbete dalarak, aynaya baktığında kendisini nasıl gördüğünü anlatmaya koyulduğunda, gülümseyerek "Ben aynaya baktığımda ne kaşımı, ne gözümü görüyorum. Sadece hala hayatta olduğumu hatırlıyorum." diyor. Günün en şaşırtıcı anısı ise Elia'nın evindeki buzdolabının kapısında, kendi resmimi görmem: Seçim döneminde basılmış kartlardan birisi Elia'nın Manhattan'daki evinin buzdolabına yapıştırılmış.
***
Ünlü insanlarla dost olmanın zorluğu, bu dostluğu başkalarına aktarırken yaşanıyor. Ben, Elia ile olan zenginleştirici, çok yönlü dostluğumu, okurlarımla ve arkadaşlarımla paylaşmak isterim. Çünkü ondan söz etmek, onu yaşatmanın bir yoludur. Ne var ki bu zor bir iştir. Çünkü, sizin için sadece bir dost olan, insani acıları ve sevinçleriyle var olan bir insan, başkaları için ünlü bir simgedir. Siz onun profesyonel yönünün ve ününün farkında değilsinizdir artık. Çünkü o kanlı canlı, etten kemikten bir insandır, bir sembol değil. Ne var ki onun hakkında ettiğiniz her laf farklı algılanır. Bir ara Aktüel dergisine, tanıdığım ünlü sanatçıların insan yönlerini yazmıştım. Bazı Türk sanatçılarından sitemler yükseldi: Efendim, nasıl olur da bu insanları anlatırmışım, bunlarla dost olmakla övünüyor muymuşum falan filan.... Oysa benim amacım, bu dünya ünlülerinin insani boyutunu vurgulamak ve bazı anıları paylaşmaktı o kadar.
***
Bu konuda en büyük dersi Elia'dan almıştım. Bir gün, İtalyan yönetmen Rossi'den söz ediyor ve onun ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatıyordu. Ben "İyi ama, Marquez'in romanından yaptığı son film tam bir rezalet" dedim. Demez olaydım! Elia "İnsanlar bazen iyi film yapar bazen kötü. Önemli olan adamın kendisidir. Ben Rossi'yi çok severim" dedi ve o günden beri ben de sanatçıları insan olarak değerlendirme alışkanlığı edindim.
***
Elia 87 yaşında. Hiçbir yere gidemiyor, seyahat edemiyor ama şu sıralardaki en büyük emeli Mart ayında İstanbul Film Festivali'ne gelmek... Bu gezi ona heyecan veriyor. Çünkü 4 yaşında terk ettiği ülkesine, giderayak bir katkısı olsun istiyor.
***
Elia gibi kişilikler, Türkiye'nin çok yönlü, büyük ve zengin bir kültüre sahip olduğunu vurgulamakta. Ve bugünlerde onlara çok ihtiyacımız var!
