Önce şunu belirtmeliyim ki Tayyip Erdoğan’ın birinci parti olmazsa siyaseti bırakacağı sözü, çok iyi hazırlanmış, sonuçları hesaplanmış bir siyasi manevradır ve yazı da gelse tura da gelse kazanmayı amaçlamaktadır. Ama buna rağmen ben bu açıklamayı doğru buluyor ve Türkiye’de bir gelenek oluşturmasını diliyorum. Çünkü bütün gelişmiş demokrasilerde görüldüğü gibi kaybeden lider koltuğu bırakıp gitme ahlakına sahip olmalı. Türkiye’de siyaset, her türlü başarısızlığa rağmen koltuğa yapışıp kalmak için sürekli oyunlar oynayan, tüzükler değiştiren ve ikbal sağladığı kapıkullarını her seçimde Meclis’e taşıyan liderler yüzünden çürümüş, bu hale gelmiştir. Şimdi aynı açıklamayı ana muhalefet lideri Deniz Baykal’dan ve diğer genel başkanlardan da bekleme hakkımız doğmuştur. Madem ki 4.5 yıldır iktidarda olan, vahim hatalar yapan, devlet kurumlarıyla çatışarak yıpranan, Cumhuriyet mitingleriyle hırpalanan partinin lideri, tek başına iktidar olamazsam siyaseti bırakırım diyor, o zaman Deniz Baykal’ın da ana muhalefet lideri sıfatıyla ikinci parti olmayı başarı saymaması gerekir. Halk olarak bu açıklamayı ondan da talep etmeliyiz. O da söz versin, diğer genel başkanlar da! Partisini iktidara taşıyamayan liderlerin koltuğa zamkla yapışıp kalma dönemine son verilsin.

Gelelim Tayyip Erdoğan’ın satranç hamlesine. Erdoğan, John Nash’in “win-win” teorisini çok sever ve sık sık “kazan-kazan” olarak kullanır. Ama bu durumda deyimi, karşılıklı kazanmak değil, iki durumda da kendisinin kazançlı çıkması anlamında kullanması gerekir. Bir kere bu çıkışı, kendisine daha önceki seçimde oy vermiş ama şimdi kuşku duyan kararsızlara meydan okuyarak, oylarını almaya yönelik. Bu tavır oylarını bir miktar artıracak. Eğer tek başına iktidar olabilirse ne âlâ. Ama olamazsa hesap şu: Erdoğan muhalefete düşerse, MHP ve CHP’nin sürekli açıkladığı bir Yüce Divan riskini göze almayacak ve şu hamleler yapılacak: 1. Hamle: Erdoğan istifa edip, siyaset dışına çıktım diyecek. 2. Hamle: Abdullah Gül parti başkanı olacak. 3. Hamle: Yeni Meclis, AKP’nin tavrı nedeniyle Cumhurbaşkanı seçmek için gerekli 367 oyu bulamayıp, bir ay içinde seçime gidecek. 4. Hamle: 21 Ekim’deki referandumdan, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi kararı çıkacak. 5. Hamle: Aralık ayında yapılacak parlamento seçimlerine AKP Abdullah Gül’ün başkanlığında girecek 6. Hamle: Tayyip Erdoğan, “siyaset dışına çıkmış ve ahlaki bir davranışla özveri göstermiş bir kişi olarak” Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacak. Amaç Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı, Abdullah Gül’ün Başbakanlığı. Ben çok zekice hazırlanmış bu satranç oyununu böyle okuyorum ama burası Türkiye. Kimin hesabı ne kadar tutar bilemem. Bildiğim şey ise şu: AKP iktidarına ne kadar karşı olursak olalım, bu sözün arkasında hangi hesap bulunursa bulunsun, Tayyip Erdoğan’dan hoşlanalım ya da hoşlanmayalım, söylenen söz doğrudur; “seçim kazanamayan liderin gitmesi” ilkesi siyasi ahlak açısından son derece önemlidir. Türkiye’yi “seçilmiş padişah”lardan, başkanın kapıkullarından ve siyasi çürümeden kurtaracak tek formül budur. Parti örgütlerinden umudum yok ama seçmen kitlesi, her başkandan bu garantiyi istemelidir. Çünkü bizi erdemli ve gerçek bir demokrasiye kavuşturacak sihirli formül budur.