Her gün birkaç arkadaşım arıyor: Kime oy vereceğiz? Ne yapacağız? Halkı hiç bu kadar çaresiz ve umutsuz görmemiştim. Hiç kimse gönlünün istediğine, kendisini ve ülkesini aydınlığa çıkartacak partiye oy atmak için gitmiyor sandık başına. Bir öcüden kurtulmak için gidiyor. “Kerhen” diyor, “ne yapayım, çaresizim” diyor. Koskoca bir ülkeyi bu duruma düşürdüler işte.

Parti başkanlarına bakın: Her birinin ayrı özellikleri olabilir ama bir yanlarıyla birbirlerine çok benziyorlar. Hangi yanları mı diyorsunuz, söyleyeyim: Dayanıklılıkları! Türkiye gibi sert bir ülkede siyasi liderler, ancak ar damarı çatlamışlar arasından çıkabiliyor. Çünkü hem oraya tırmanana kadar hem de geldikten sonra olmadık hakaretlere, aşağılamalara uğruyorlar. Ne hırsızlıkları kalıyor, ne bencillikleri, ne aileleri, ne soylarının soplarının bozuk olduğu. Normal bir insan bu kadar hakarete dayanamaz. İsyan eder. Namusuna, çoluğuna çocuğuna, anasına, babasına dil uzatılmasına katlanamaz. Bu yüzden birçok değerli, namuslu insan, çirkefin kenarından dolaşıp gider; bu bataklığa girmeyi göze alamaz. Ama parti başkanı, bütün gazeteler kendileri için “Hırsız!” diye manşet atsa, bütün televizyonlar “vatan haini!” diye haykırsa bile, gece yorganı başına çekip deliksiz uyku uyuyabilen kişidir. En önemli ve belki de tek özellikleri budur işte. Bazı başkanlar, halkın kendilerinden nefret ettiğini bile bile inatlaşır, “Nasıl olsa bu bir konjonktür meselesidir. Gün olur devran döner yine bana muhtaç olursunuz” diye düşünür; bir başkası “Sık dişini, aldırma. Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar iktidar da para da bende” diye iman tazeler, bir diğeri “Ben size gösteririm!” diye öfkelenir. Ama asla pes etmezler.Böyle bir ortamdan duyarlı, namuslu, adına sanına titiz, ailesine leke sürülmesine tahammül edemeyen lider çıkmaz, çıkamaz. İftiraya uğradı diye intihar eden, haklarında bir söylenti çıkarılınca hayata küsen, hastalanıp yataklara düşen insanlar, ne kadar değerli, yetenekli ve dürüst olsalar da bu ülkeye hizmet edemezler. Çünkü fırsat verilmez. Türk siyaseti bir kurtlar sofrasıdır. Ancak ağzı en kanlı olanlar bu işe dayanabilirler. Türkiye’de siyasi lider olmanın en büyük şartı ne zekâdır, ne yetenek, ne öngörü, ne analiz yeteneği, ne de bilgi. Sadece “derisi kalın olmak”tır. Bu duruma o kadar alışmışızdır ki; yeni bir lider adayı çıktığı zaman hemen serbest atışa başlar, adeta onun tahammül sınırını deneriz. O zaman da “böyle başa böyle tıraş” demekten başka çare kalmıyor.

Ne diyordu Yunus Emre:“Gitti beyler mürveti binmişler birer atı yediği insan etiİçtiği kan olmuştur.”