Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Son aylarda, dünyayı bilen ve yabancı diller konuşan bir çok yazarın köşesi uyarı çığlığına dönüştü.
Bu ülkeyi yönetenlere seslenip, “Neden böyle yapıyorsunuz? Niye bu ülkeye kötülük ediyorsunuz?” diye uyarmaya çalışıyorlar.
İçlerinin yandığı belli.
Yıllarca daha gelişmiş modellerle ve daha ileri düşünce biçimleriyle haşır neşir olmuşlar. Şimdi Türkiye’nin içine düştüğü “hilekar bağnazlığı” görüp ister istemez kıyaslamalar yapıyorlar ve bu durum onları çıldırtıyor.
“Madem yurt dışında yaşıyorlarmış, dil de biliyorlarmış, gidip orda rahat etsinler.” diyemezsiniz.
Çünkü hepsi Türkiye’yi seviyor.
Anadilinin tadını ve kendi toprağının kokusunu almadan yaşayamıyorlar.
***
Bu ülkede sevilecek çok şey var.
Avrupa ülkeleri ve Amerika‘yla kıyasladığınızda, belki yollarımız çamurlu, sularımız kesik, havamız zehirli, demokrasimiz güdük ama gene de Türkiye’nin ve İstanbul’un çılgın, delişmen, tutkulu bir sıcaklığı var.
İnsanı kendisine aşık eden bir şeyler var bu havada.
Hani ünlü şarkıda denildiği gibi: “Havadaki bir şeyler…”
***
Dünkü Milliyet‘te sevgili Nilgün Cerrahoğlu‘nun yazısını okuyunca bunları düşündüm.
Beş tane Türk kabinesini toplasanız Nilgün‘ün bilgi birikimine ve dünya tecrübesine ulaşamazsınız.
Bir çok dil bilir. Batı düşünce sistemini tanır.
Bütün bunlara rağmen (belki de bunlardan dolayı demek gerekir) Türkiye de Türkiye diye tutturuyor ve ülkesi için duyduğu kaygıyı belirten yazılar yazıyor.
***
“Hizipçi, popülist politikacıları ulusal yazgıya dönüştüren bizleriz aslında.” diye yazıyor Nilgün. “Bu hanımlar ve beyleri bizler seçiyoruz. Aramızdan çıkıyorlar. İçimizden geliyorlar….
Baykal‘a, Karayalçın‘a, Ecevit‘e, Tansu Çiller‘e kızmıyorum. Onları saygısızlıkla suçlayamıyorum.
Ben “Biz bunu hak etmiyoruz” diyenlere şaşıyorum.
***
Nilgün’ün şaştığı insanlar arasında ben de varım herhalde.
Çünkü her fırsatta, bu halkın içinde, bu yazgıyı hak etmeyen aydınlık insanların olduğunu belirtiyorum.
Üstümüze çöken karanlığın yaratılmasına hiç katkısı olmayan milyonlar yaşıyor bu ülkede.
Bütün derdim de bu zaten.
Bundan dolayı “Madem halk böyle istiyor, o zaman bulsun belasını!” diyemiyorum.
Yüreğim el vermiyor.
Çünkü Türkiye’nin aydınlık insanlarını tanıyor ve onları çok seviyorum.
