Dünya Değşirken – Zülfü Livaneli
Benim gibi yolu sık sık yurtdışına düşen ve her gittiği yerde kitapçı dükkanlarına, sinemalara dalan birisi için en büyük merak konularından birisi kültür dünyasında neler olup bittiğidir.
Amerika bugünlerde neyi okuyor?
Latin Amerika yeni bir romancı çıkarmış mı
İsmail Kadere‘nin ya da Le Clezio‘nun son romanları nasıl?
Moretti yeni filminde, geçirdiği hastalığı mı anlatıyor?
Buna benzer sorular dönüp durur kafanızda ve ilk gittiğiniz batı ülkesinde açlığınızı bastırmaya çalışırsınız.
Yıllarca çeşitli yayınevlerine fahri danışman gibi çalışmamın nedeni budur.
“Gülün Adı” ya da Susskind‘in “Parfüm” ü gibi bir çok kitabı alıp Erdal Öz dostuma taşımış olmam bundandır.
***
Bir de elinize geçen yabancı gazetelerde okuduğunuz eleştiriler vardır.
Çevirdiğiniz her sayfa size yeni meraklar ve tatmin edilmemiş sorular getirir.
Dünkü Milliyet‘te Nilüfer Kuyaş‘ın “Rüyamıza Giren Kitaplar” yazısını okuyunca, onun da bizim gibi iflah olmaz bir meraklı olduğunu anladım.
Kuyaş, yabancı basında Peter Hoeg‘in “Bayan Smilla’nın kar Duyguları” kitabından söz edildiğini görmüş ve bu kitabın niçin bir çok batı ülkesinde liste başı olduğunu merak etmiş.
“Kitabı ele geçirinceye kadar, Smilla Jasperson’un buzlar üzerindeki yalnız yolculuğunu sık sık düşlerde görmek işten bile değil.” diye noktalamış yazının bu bölümünü.
***
Nilüfer Kuyaş’ın bu beklentisi çok sürmeyecek. Çünkü bugün kitap eline geçmiş olacak.
Yılbaşında Londra‘da Sloan Meydanındaki kitapçıdan aldığım kitap “Smilla’nın Kar Duygusu” adını taşıyor.
Bu İngiliz baskısı.
Daha sonra kitabın değişik ad ve kapakla yayınlanan Amerikan baskısını da gördüm.
Peter Hoeg adlı Danimarkalı genç yazar Kopenhag‘ın karlı buzlu atmosferine insan ilişkilerinin sıcaklığını yerleştirmiş.
Smilla adlı Grönland asıllı kadın bir akşam eve döndüğünde, üst katta oturan küçük çocuğun çatıdan düşerek ölmüş olduğunu görüyor.
Polise göre olay normal bir kazadır ve böylece kapanıp gidecektir.
Ama Smilla, daha önce dostluk kurmuş olduğu çocuğun yükseklik korkusu olduğunu ve öldürsen o çatıya çıkamayacağını bilmektedir.
Böylece Smilla olayı araştırmaya başlar.
Polis merkezinden, adli tıbba kadar her yere girip çıkan ve sorularıyla bütün görevlileri bunaltan bu kadın, aslında Grönland’lı bir göçmendir ve o buzlu atmosferde sıcak bir yürek taşımaktadır.
***
Peter Hoeg‘in büyük başarısı yazış biçiminde saklı.
Öyküyü hiç de duygusal olmayan, neredeyse soğuk bir tavırla anlatıyor.
Ne var ki en büyük duygu patlamaları da böyle elde edilmiyor mu zaten?
Stendhal, “En iyi üslubun, zabıt katibinin üslubu” olduğunu söylemememiş miydi?
