30 Ağustos akşamı, Zeytinburnu'ndaki Kazlıçeşme meydanında bir konser verdik. O günden beri aklıma bir konu takıldı.

Durmadan düşünüyor ve yanıt arıyorum.

En iyisi sözü fazla uzatmadan, olayı aktarayım sizlere. Bakalım siz de benim kadar şaşıracak mısınız?

***

KAZLIÇEŞME meydanı, eskiden deri fabrikalarının bulunduğu ve Sözen zamanında boşaltılan uçsuz bucaksız bir yer.

Akşamüstü ses provası için alana gittiğimde sahnenin, iki küçük caminin arasına kurulmuş olduğunu gördüm.

Provalar yapıldı. Ve akşam 8 sularında konser başladı.

On binlerce vatlık ses düzenine, coşkulu kalabalığın sesi eklenince bütün alan inlemeye başlamıştı.

Bir şarkımızın bitiminde kulağıma ezan sesi çalındı.

Yatsı ezanı okunuyordu, ama camilerin ses düzenekleri, bizim cihazlara göre çok zayıf olduğundan, müzik devam ettiği sürece duyulmasına imkan yoktu.

Alkışlayan dinleyici kitlesine, ezan okunduğunu, bu yüzden biraz beklememiz gerektiğini söyledim.

Sahnenin ışık almayan bir köşesine çekilip ezanın bitmesini bekledim.

Daha sonra konser bütün hızıyla devam edip gitti.

***

KONSERDEN sonra, soyunma odası niyetine kullandığımız karavana gelenler arasında iki ince yapılı kişi de vardı. Cami görevlileri olduklarını söylediler. Biri müezzindi sanıyorum.

Konseri kutladıktan sonra "ezana gösterdiğim hassasiyetten dolayı" teşekkür ettiler.

Ben de bunun normal bir davranış olduğunu, ortada teşekküre değecek bir şey bulunmadığını söyledim.

***

ERTESİ gün yardımcılarım, dinleyiciler arasında bulunan küçük bir grubun, ezan sırasında susmamızı protesto ederek, konseri terkettiğini söyledi.

Gözlerime vuran spotlar altında ve onca kalabalık arasında bu ayrıntıyı farketmem mümkün değildi elbette.

***

İŞTE olay bu!

Ve ben konser gününden beri bunun üstünde düşünüyorum.

Konseri terkeden grubu tanımıyorum, hangi siyasi tavra, hangi dünya görüşüne mensup olduklarını bilmiyorum.

Ama davranışlarını son derece garipsediğimi, hatta anlamakta güçlük çektiğimi belirtmeme izin verin.

İslamın siyasi bir ideoloji olarak kullanılmasına karşı çıkabilirler, laik cephe içinde bulunabilirler, hatta ateist olabilirler ama bütün bunlar milyonlarca insanın inancına saygısızlık yapmayı gerektirmez ki.

Bu ülkede İslam inancı ve yaşama biçimi elbette sürüp gidecek.

Bunda da rahatsız olunacak bir taraf var, ne de gocunacak.

Nazım Hikmet bir şiirinde, Mehmet Akif için der ki:

"Akif büyük adam, Akif inanmış adam!"

İnanca saygı göstermek hepimizin boynunun borcu ve bu ülkedeki iç barışın vazgeçilmez koşulu.

Uygar bir toplum oluşturmak için, herkesin aynı şekilde düşünmesi gerekmiyor.

Değerlere saygılı olmak yeterli!