Dün mecliste Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 96. maddeleri uyarınca Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın’a bir yazılı soru yönelttim ve şunlan belirttim:”Fransız 1. televizyon kanalı olan TF1’de 26 Eylül 2004 akşamı yayınlanan haber bülteninde Fatih Camii’nde geçen üzücü bir olaya yer verildi. Yayında, bir cami görevlisinin Fransız televizyon ekibine ve onların çevirmenliğini yapan bir Türk kızına küfürler ettiği, sözlü ve fiili saldırıda bulunduğu tekrar tekrar gösterildi. Ertesi gün de tekrarlanan bu haberle ilgili olarak ‘İşte Türkiye bu!’ yorumu yapıldı. Bu bağlamda; * Avrupa Birliği sürecinde Türkiye imajının son derece önemli olduğu bu günlerde vuku bulan bu yakışıksız olayın, bakanlığınızca araştırılmasını ve sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını düşünüyor musunuz?* Bu konu ile ilgili yapacağınız araştırmanın, Batı basınına da duyurulması için bir çalışmanız olacak mıdır?”
Soru önergesi böyle. Sayın Mehmet Aydın’ın Fatih Camii’nde olup biten bu tatsız olaydan haberdar olmasına imkân yok. Ama şu anda bütün Fransız kamuoyu biliyor. Türkiye’nin AB konusunda ne kadar kritik bir eşikte olduğunu düşününce, olayın önemi ve boyutu büyüyor. Çünkü şu sıralarda Batı’da ve özellikle Fransa’daki bir numaralı tartışma konusu Türkiye’nin AB üyeliği. 6 Ekim ve 17 Aralık tarihleri yaklaştıkça Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar seslerini iyice yükseltiyorlar. Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık verilmesini savunan Alman cephesine, Fransızlardan da güçlü destekler geliyor. Tam bu sırada en etkili Fransız politikacılarından biri olan Bay Sarkozy referandum fikrini ortaya atıyor. Gerçi bu köşenin okurları imtiyazlı ortaklık ve referandum olasılıklarına yabancı değil. Prodi’nin TBMM konuşmasında atıf yaptığı referandum mekanizması, AB yöneticilerinin elinde gizli bir silah olarak varlığını sürdürmekte. Sarkozy bunu telaffuz ederek Fransız halkını rahatlatmak ve “ipler nasıl olsa sizin elinizde” demek istiyor. Bütün bunlara rağmen biz müzakere tarihi alınmasını çok önemli buluyoruz. Hele bir kere şu tarihi alalım, on – on beş yıla kadar kim öle kim kala diye Türk usulü düşünüyoruz ki haklılık payı da yok değil. İşte tam bu kritik eşikte Fatih Camii görevlisi gibi bir takım adamlar çıkıp bir çuval inciri berbat ediyor. Bakan’ın bu konuda duyarlı davranacağına ve konuyu bir an önce araştırarak Fransız kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapacağına eminim.
