Ne acayip! Türkiye’ye hiç aldırmayan Amerikan gazeteleri her gün bizden söz eder oldu. Televizyonlar da öyle! Gün geçmiyor ki Türkiye konulu büyük bir haber girmesin. Amerikan gazetelerinin bu haftaki Türkiye konulu yazıları felâket senaryolarına yer veriyor. Diyorlar ki: Kuzey Irak’taki gelişmeler vahim. Kürtlerle Türkler büyük bir savaşa sürükleniyor. Hatta bir yazar daha da ileri giderek Türk askeri dolu bir kamyona bomba atılması sahnesini de gözümüzde canlandırmak istiyor. Yazılar gerçekten müthiş. Okuduğunuz zaman etkilenmemeniz ve Türkiye’yi uçurumun eşiğinde bir ülke olarak görmemeniz çok zor. Ama biz okurlar “Acaba?” diyoruz. Her şeye bir “acaba” ile yaklaşmak alışkanlığı edindik ya, bu yazılarda öne sürülenleri de kuşkuyla karşılıyoruz. Acaba durum gerçekten böyle mi, yoksa Türkiye’nin Amerika yanında savaşa girmesini sağlamak için böyle bir hava mı estiriliyor?Barzani ve Talabani’nin sert söylemleri gerçek bir stratejiyi mi yansıtıyor yoksa Türkiye’ye “Geleceksen Amerika ile birlikte gel!” mesajı mı verilmek isteniyor? Karmakarışık işler! Ne var ki Türkiye’deki Kürt kökenli yurttaşlarımız Barzani ve Talabani gibi konuşmuyorlar. DEHAP her fırsatta savaşa karşı olduğunu açıklıyor. Bu en kritik dönemeçte, Türk-Kürt ilişkisi çok büyük bir sınava girmekte. Bu sınavdan başarıyla, kardeşlikle, el ele çıkmak için önce Türk devletine sonra da bütün yurttaşlara görev düşüyor.Türkiye, Amerika’da çizilen bu felâket senaryolarını boşa çıkarmalı.Başlangıç olarak da Türk resmi politikası, Kürt unsurunu bir tehlike olarak görmekten vazgeçmeli.Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar bu ülkeyi birlikte kurdu, Kurtuluş Savaşı’nda birlikte çarpıştı ve anayasal yurttaşlık bağıyla, tarihsel varoluşlarını pekiştirdiler. Kürtler, tehlike değil, tam tersine bu ülkenin zenginliğini yaratan temel unsurlardan birisidir.Geçen hükümetin bir devlet bakanı televizyonda konuşuyordu. Aynı zamanda profesör doktor unvanı taşıyan bu bakan diyordu ki: “Kürt diye bir soy yoktur. Kürtçe diye bir dil de mevcut değildir.” Düşünün, 2000 yılında bir bilim adamı ve bir devlet bakanı bunları söyleyebiliyor. Kendisine sordular: “Efendim, hadi dediğinizi kabul edelim ama bizim sınırlarımız dışında Barzani, Talabani isimli insanlar yaşıyor. Onlar nedir?” Herkes bakanın fena halde sıkıştığını düşünüyordu ama o büyük bir pişkinlikle “Onlar da Türk’tür” dedi. Bugün geldiğimiz noktada neleri yanlış yaptığımızı düşünürken, gözümle gördüğüm bu televizyon programını hatırlamam boşuna değil.Bizi biraz da profesör doktor devlet bakanının dile getirdiği ırkçı görüşler bu hale getirdi.