Bugün size web sitemizdeki (www.livaneli.net) foruma yazan arkadaşların farklı konulardaki görüşlerinden bölümler aktarmaya devam ediyorum:

“Türkiye’de korku içinde yaşıyorum artık, çünkü sokakta, iş yerinde, okulda, trafikte vb. hoşgörü anlayışı günlük hayatımızdan çıkmış gitmiş ve insanlar birbirlerine adeta ‘düşman’ kesilmiş. Acaba neden diye soruyorum kendi kendime? Türkiye’de ‘kültürel bir çürüme’ yaşanıyor. Yunus Emre’nin, ‘Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil’ dizeleri şu günlerde yaşananlardan sonra artık bu topluma yakışmıyor diye düşünüyorum. Bu toplum Yunus Emre’yi hak etmiyor artık. Bu çok acı bir gerçek. Malatya’da bir kitabevini basan kişiler orada çalışanların önce ellerini ve bacaklarını bağladılar ve sonra da bu savunmasız insanların boğazlarını kestiler. Televizyonda haberi duyduğumda tüylerim diken diken oldu. Bu vahşeti, o anı düşündükçe irkiliyorum. Toplum olarak cinnet geçiriyoruz sanki. Katillerin sayısı hızla artıyor. Çok yazık! Onur Temel Çakır”

“1923’te ilan edilen Cumhuriyet bir ihtilalle kuruldu. Osmanlı ve kurumları hızla tasfiye edildi, toplumsal bir yeniden yapılandırma amaçlandı. O günün şartları içinde bu yapılanma başarılı da oldu. Ama Atatürk’ün ölümü sonrasında karşı devrim başladı. Tek parti iktidarına muhalefet, kaynağını bin yıllık güçlü tarikat bağlarından alıyordu. O zamanlar gizli gizli örgütleniyorlardı, artık açık açık iktidar mekanizmalarını kullanıyorlar. Karşı devrimlerini adım adım tamamlamayı amaçlıyorlar. Binlerce müdür kadrosuna imam hatiplerin asaleten atandığı şu günlerde kimse bana aksini iddia etmesin. Hepsinden trajiği, ben bu karşı devrimin tamamen halk tabanlı gerçekleştiğine inanmıyorum. Hareket içerisindeki herkes bilerek ya da bilmeyerek ABD’nin büyük Orta Doğu projesine hizmet ediyor. Çıkarların kesiştiği noktalarda her şey mübah oluyor. Din kişisel bir meseledir. Özeldir, mahremdir. Kimsenin inançlarına hatta tarikat ya da herhangi bir başka dini topluluk ya da cemaate karşı bir husumet beslemiyor, onlara saygı duyuyorum. Ama inançlarla gündelik hayatın, ticaretin, siyasetin iç içe girmesini benimseyemiyorum. En mahremini sosyal kimlik yapmak, bana çok uzak… Giritli”

“Türkiye’de genel çoğunluğun basın olarak bildiği, ama iletişim kuramcı Marshall McLuhan’ın verdiği isimle medya olarak bilinen yazılı ve görsel kitle iletişim araçları ülkemizde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Öyle ki artık ülkemizde medyanın gücünü konuşmak yerine güçlerin medyasını konuşur olduk. Güçlü olmanın yolunun herkesi on dakikalığına meşhur edecek medya sahipliğinden geçtiğine olan inancın yaygınlaşması da, Rönesans’ı yaşamamış, II. Mahmut’tan beri debelenerek Batılılaşmaya çalışan Anadolu insanı üstünde pek bir garip duruyor. Çünkü, bu ülkenin TV ve gazeteleri, ABD’de ve Avrupa’da okumuş, birkaç dil bilen, karanlık bir mahzendeki en iyi Fransız şaraplarını kokularından bile ayırt edebilecek gelişkinlikteki bir burna ve o şarap kültürüne sahip kaliteli insanlar tarafından yönetilirken, halka sunulan haber ve ürün sadece kentlere yerleşmiş, hiçbir gelişkin zevki ve kültürü olmayan, lümpen ve aynı zamanda bir o kadar da şovenist kalabalıklar için yapılıyor. O kalabalıklar bu ülkenin medyasının haber ve eğlence programlarının içeriğini belirliyor. Yani bu ülkeyi bir anlamda o ne kentli ne de köylü olmayı başaramamış çarıklı erkânı harpliler yönetiyor. Erdinç Akkoyunlu”