Hayli zamandır, “Sen sorunları çözmezsen, sorunlar seni çözer!” diye tekrarlayıp duruyorum. Sanırım haklıyım da! Çünkü yüz yıl önceki sorunlarımız olduğu gibi duruyor. Bir imparatorluk devrilmiş, yerine Cumhuriyet kurulmuş ama sorunlar yerli yerinde. Yüz yılda çözülemeyen sorunlara da dünyanın tahammülü yok. Dünyanın değişim hızı, zamanı dondurmaya çalışan Türkiye’yi büyük bir dönüşüme zorluyor. Çünkü değişim fikri olgunlaştı ve önüne seçilemeyecek bir duruma geldi. 250 yıllık Batılılaşma çabamız, son aşamasına girdi. Artık fotofiniş çizgisindeyiz. Biliyorsunuz, at yarışlarında final noktasına fotofiniş deniliyor. (Peter Ustinov’un da bu isimde çok güzel bir oyunu vardı. Devlet Tiyatroları oynamıştı. Keşke birileri tekrar sahnelese.) Gittikçe nefes kesici hale gelen yarışın son merhalesi uyum yasaları adı altında Meclis’e sevk edildi. Umarım TBMM hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, mırın kırın etmeden bu yasaları süratle geçirir ve Türkiye’yi yeni bir döneme sokar. Tabii arkasından başka uyum paketleri de gelecek ama en önemlisi uygulama. Meclis’ten geçen yasaların tam olarak uygulanması için Türkiye’de bir zihniyet devrimi gerekli. Zihniyet devrimini başaramazsak, çıkardığımız yasalar Avrupa’yı kandırmaya yönelik bir süs olarak kalmaya mahkûm. Bir tarihte San Remo’dan Cannes’a gidiyorduk. O cennet gibi yollarda otomobili kullanan kişi, kiralık otomobil şirketinin sahibi olan orta yaşlı bir İtalyan’dı. Yol boyu çene çaldık, oradan buradan konuştuk. Söz ister istemez Avrupa Birliği ve İtalya ilişkilerine geldi. Adam dedi ki: “Ben Avrupa Birliği’ne girdiğimiz için çok memnunum. Çünkü İtalyan politikacılar bu ülkeyi hiçbir zaman iyi yönetemediler. Şimdi hiç olmazsa Brüksel’deki akıllı adamlar yönetecek.” Tabii, Avrupa Birliği’ne girince ülkenizi yabancılar yönetmiyor ama Avrupa kuralları ve kurumlarının da mutlaka büyük etkileri oluyor. Açıkça söyleyeyim: Bu etkileri ben de istiyorum. Türkiye kadar kötü yönetilen, kaynakları çarçur edilen, iğneden ipliğe soyulan bir ülkede ‘Avrupa’nın akıllı adamları’na ihtiyaç var. Bunun faydasını Fransa da görüyor, Almanya da! Hiç komplekse kapılmaya gerek yok. Bugüne kadar bize en büyük kötülüğü Avrupalı yöneticiler değil, kendi yöneticilerimiz yaptı. Ne kasım krizinden sorumlu Avrupalılar, ne şubat krizinden. Enerji ve Bayındırlık ihalelerinde milyar dolarlık yolsuzlukları onlar yapmadı. O korkunç ve adaletsiz af rezaletine onlar imza atmadı. Bunları yapan biziz. Şimdi hiç olmazsa Avrupa’nın diğer ülkeleriyle aynı şekilde yönetilelim. Belki biraz nefes alırız.
