Victor Hugo kitaplarında kırk bin değişik kelime kullanmış. Müthiş bir başarı. Bazı yazarlarda bu sayı birkaç bine düşer, bazılarında daha da aza. Yazarın kültürü zayıfladıkça dili de tutuk, güdük ve kısır olmaya başlar. Bugün gazetelerde kullanılan Türkçe kelime sayısı herhalde binli sayılarla ancak ifade edilebilir. O da geniş bir kültür birikimine sahip, çok boyutlu yazarlarda. Konuşma dilinde ise durumumuz içler acısı. Bu alanda kullanılan kelime sayısı birkaç yüze düşüyor. Aynı kelimeler içinde dönüp duruyor Türkçe. Gençler kelime yerine anlamsız sesler çıkarmayı tercih ediyorlar.’ ‘Hooop, uaah, laaaan, heeeeeyt!’ gibi sesler Türkçe yerini alıyor. Ama bu durumdan onlar sorumlu değil. Gecesini gündüzünü televizyon başında geçiren bir halkın çocukları olarak ancak sınırlı sayıda kelimeyi ve bu ilkel sesleri duyarak büyüdüler. Dünyayı bu dilin sınırları kadar kavrıyorlar. Kabahat, onları yetiştiren ortamda. Bu ortamın özelliklerini saydığımız zaman bakın karşımıza neler çıkıyor: Kültürden korkan, durmadan kitap toplayan ve kitabı suç aleti gibi televizyonlarda teşhir eden bir devlet. Kaliteye ve kültür birikimine düşman kesilen ve iyiyi kovup kötüyü baş tacı etmeye çalışan bir medya anlayışı. Para kazanmış ama burjuva düzeyine yükselememiş bir görgüsüz zenginler güruhu. Sanki intikam almaya calışırcasına toplumun kültürünü, geleneklerini ve ahlâkını çürütmeye çalışan medya yöneticileri. Dünyanın en saygın kavramını belirten ‘entelektüel’ kelimesini ‘entel’e çeviren ve bütün düşünen insanları bar sarhoşları kategorisinde algılayan yalınkat kişiler. Dil bilmenin, kitap okumanın, dünya entelektüel tartışma ortamında bulunmanın ve sanattan zevk almanın küçümsendiği bir azgelişmiş ülke kompleksi. Sanatçılar ve aydınlar arasındaki ölümcül kıskançlıklar. Kendilerini entelektüel yerine koyan, kendisi küçük egosu büyük yarım aydınlar. Daha sayayım mı? Hayır gerek yok. Siz bu köşeyi okuduğunuza göre zaten bunları benden iyi biliyorsunuz. Sadece yukarıdaki kategorilere girmeyen değerli insanları tenzih etmekle ve ‘Böyle başa böyle traş!’ demekle yetinip yazıyı bağlayalım.