Gazete köşelerinin, kitaptan ya da makaleden çok ayrı bir özelliği var. Kitabı belli bir düzeyde olanlar okur, kendi beğenilerine ve birikimlerine göre kitap seçerler. Oysa gazete yazıları öyle değil. Kitle gazetelerini âlim de alıyor cahil de. Bütün yazılar internette bir tık uzaklıkta. Dolayısıyla homojen ve aynı düzeyde bir okur kitleniz yok. Ayrıca bir kitapta fikirlerinizi bütünlük içinde sunabiliyorsunuz. Oysa gazetede bu fikirler, çok değişik yazılara bölünüyor. Kısa yazmak zorunda olduğunuz için, bir konuyu dört başı mamur bir biçimde anlatma olanağınız yok. Yazılarınızı sürekli okuyan ve bunları birbiriyle ilintilendirerek dünya görüşünüzü anlamaya çalışan okur sayısı ise çok az. Bütün bunlardan dolayı her yazıdan sonra içimi bir tedirginlik kaplıyor. Acaba derdimi iyi anlatabildim mi, acaba kendimi iyi ifade edebildim mi, acaba yanlış anlamaları önleyebilecek bir üslup kullanabildim mi diye soruyorum kendime. Neyse ki, okurlarımın çoğu eğitimli, okuduğunu anlayan ve en önemlisi iyi niyetli insanlar. Bunu, gelen mesajlardan anlıyorum ve seviniyorum. Ama yine de internetin başına geçip gelişigüzel yazılar okuyan sonra da hiçbir düşünce alışkanlığı olmamasına rağmen kendi harcıâlem görüşlerini ulu orta sallayanlardan korkuyorum. Elimde bir fırsat olsa böylelerinin benim yazılarımı okumamalarını isterdim. Ama buna imkân yok.
Son zamanlarda yazdığım yazılarda iki konuyu tam anlatamadığımı düşündüğüm için yazdım bu satırları. Yanlış anlamalardan birincisi Atatürk konusunda: Onu çok sevdiği belli olan bazı okurlar “Atatürk solcu değildi!” tespitime üzülüyor. Çünkü onlar “solcu” demenin Atatürk’ü yücelteceğini düşünüyorlar. Bence öyle değil. Atatürk Fransız Devrimi’nden, pozitivizmden ve Tevfik Fikret, Namık Kemal gibi hürriyet şairlerinden etkilenmiş bir liderdi. Marx, Engels hakkında ne tek satırını okudum ne de tek sözünü duydum bugüne kadar. İzmir İktisat Kongresi’nde de açıkladığı gibi bir karma ekonomi modeli uyguladı. Bugün bu modelin, Lenin’in “Yeni Ekonomi Politikası” NEP’ten çok daha gerçekçi olduğu görülüyor. Mustafa Kemal, idealleri bugün hâlâ aşılamamış olan, sağcılıkla solculukla anlatılamayacak kadar büyük bir vizyoner. Kadın hakları gibi bazı konulardaki düşünceleri 21. yüzyılın bile ötesinde. Bu yüzden ona “solcu” demek ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nı ille de “solcu” olarak nitelemek gereksiz bir çaba. Dünya Pol Pot vs. gibi nice solcu liderler gördü ki cahil ve zalimdiler. Mustafa Kemal’i kimse bunlarla yan yana koyamaz, koymamalı.
Konuya yarın devam edeceğim. İşte gördünüz mü gazete yazıları böyle. Hiçbir düşüncenizi sonuna kadar götürme olanağına sahip değilsiniz. En iyisi siz yine benim yazılarımın bütününü değerlendirmekten vazgeçmeyin.
