Osmanlı’nın son dönem şairlerine göre; “Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla, İstanbul ise güzel bir şehir.”Eee insan hem şair hem de İstanbullu olunca bu mucize şehre çarpılmamak elde değil elbette.Gerçi “şehir” adına ne kadar layık artık bilmiyorum ama en azından Boğaziçi hâlâ bir rüyayı sürdürüyor.Profesör Celal Şengör’ün çırpınarak, çığlık atarak uyarmaya çalıştığı bir tehlikenin üstünde uyuyor İstanbul. Deprem, Marmara denizine çöreklenmiş, dev bir yılan gibi vuracağı anı bekliyor. Ve ne hükümet aldırıyor buna, ne de toplum!İstanbul’la ilgili biraz kitap karıştırınca çok ilginç sayılara ulaşıyorsunuz.Mesela 1750 yılında İstanbul’un nüfusu ne kadardı dersiniz? Bir tahmin yapabilir misiniz?Hadi biraz kolaylık olsun diye farklı şehirlerin o tarihlerdeki nüfuslarını vereyim size:Paris’te 600 bin, Londra’da 800 bin kişi yaşıyor. Viyana’nın nüfusu 160 bin, Milano’nun 130 bin, Hamburg’un 110 bin, Moskova’nın 120 bin. Lafı fazla uzatmadan söyleyeyim: İstanbul’un 1450’deki nüfusu ise 1 milyon 400 bin kişi.Buna göre o tarihlerde dünyanın en büyük şehri. Aynı zamanda da dünyanın en büyük devletinin başkenti. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu 1750 yılında 15 milyon kilometrekarenin üstünde toprağı ve 76 milyonluk nüfusuyla dünya üzerindeki bir numaralı devlet.Hem de dikkat ederseniz; yıl 1750. Yani bazı toprakların kaybedilmiş olduğu bir dönem. Çin’i saymazsanız ( ki o da Osmanlı’dan daha az toprağa sahip) Osmanlı’nın ardından iki ülke geliyor: Bütün sömürgeleriyle birlikte 5 milyon kilometrekareyi aşan Fransa ve 2 milyon kilometrekarenin üstündeki Büyük Britanya İmparatorluğu.O devirdeki şehir nüfuslarını bir de şöyle karşılaştıralım: Kahire 580 bin, Cezayir 125 bin, Tunus 115 bin, İskenderiye 93 bin, İstanbul ise belirttiğimiz gibi 1 milyon 400 bin.Bu son sayılar neyi anlatıyor: İstanbul’un bazı Arap şehirleriyle nüfus bakımından karşılaştırılmasını mı?Bazı genç okurlarımız böyle sanabilir; bu yüzden hemen söyleyeyim ki “Hayır, bu sayılar İstanbul’u yabancı şehirlerle değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer şehirleriyle mukayese ediyor. Bu şehirlerin hepsi aynı ülkede.”Sizi sayılarla yormak istemiyorum ama son bir bilgi vereyim: 18. yüzyılda Osmanlı’nın kıtalara göre dağılımı şöyle:Avrupa’da 1 milyon, Asya’da 3 milyon, Afrika’da 10 milyon kilometrekarenin üstünde.Yani o tarihte bizim Avrupa’daki topraklarımız, şimdiki Türkiye’den çok daha büyük. Bir milyon 200 bin kilometrekareyi aşkın.Evet, geçmişe saplanıp kalmayalım ama bu tarih bilinci de yitirmeyelim lütfen. Özellikle gençler, kendilerini ağaç kovuğundan çıkmış sanmasınlar.Yazdıklarıma “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” cevabı verilebilir. Doğru ama bazen hayal de güzel bir şey değil mi! Ayrıca burada hayalden değil bilinçten söz ediyoruz.