Başarılı televizyoncu Özlem Gürses ile iletişimci Ali Saydam, hoş bir program sunuyorlar. Birçok konuda görüşleri uyuşmayan iki kişi olarak durmadan taşlıyorlar birbirlerini ve düşündürücü sorular soruyorlar. Son programlardan birinde Ali Saydam, iletişimin on bir altın kuralının bulunduğunu, bunların en başında da “kitlenin temel değerleriyle uyum içinde olma gereği”nin yer aldığını vurguluyordu. Bu söz beni epey düşündürdü. Acaba doğru muydu? Ya da bir iletişim kuralı olduğuna göre hangi açıdan doğruydu? Elbette kişinin “başarısı” açısından. Oysa bizim kuşak, toplumun ön yargılarına kafa tutabilen insanların hikayeleriyle yetişmişti. Galile, Mandela, Emile Zola, Nazım Hikmet, Pir Sultan Abdal, Sabahattin Ali, Che Guevara topluma ters düşmüş insanlardı. Hatta Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Hz. Yahya da öyleydiler. Hz. Ali, Nesimi, Hallac-ı Mansur da düzene ve iktidardaki genel geçer fikirlere ters düşmenin örnekleriydiler. Sokrates’den Leonardo Da Vinci’y e, Hezarfen Çelebi’den Nefi’ye kadar hemen hemen herkes bedel ödemişti. Son örneğim Gazi Mustafa Kemal. Eğer düzene uyup, halifeye, padişaha, dini hurafelere ters düşmemeye çalışsaydı ne olurdu? Demek ki bu insanlar iletişimin altın kuralını uygulamıyorlardı. Daha doğrusu “milletin temel değerleneni “gelip geçici bozulmalarla, çürümelerle” karıştırmıyorlardı.

Denebilir ki devir değişti; eskiden bu insanlara kahraman denilirdi, şimdi Amerikanca “looser” (kaybeden) deniliyor. Bu yüzden sen sen ol, toplumun yönelimlerinden şaşma. Peki ama nasıl olacak bu? İnsan; aklını, vicdanını, öğrendiklerini, inandıklarını nasıl bir kenara atıverecek? Bir örnek vereyim: Bir film, şu sırada çuval hadisesinin sanal intikamını alıyor diye milletimiz bayram ediyor. Yıllar önce televizyonda “Zengin ve Yoksul” diye bir Amerikan dizisi oynuyordu. Dizideki iki kardeşi hatırlarsınız. Senatör Rudy Jordache ve kardeşi Tom. Tam o günlerde Amerikan kongresinde Türkiye’ye ilişkin çok önemli bir oylama vardı. Millet bu oylamayla hop oturup hop kalkarken Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında ne görmüştüm biliyor musunuz? Jordache rolünü oynayan aktör Peter Strauss’un kocaman bir resmi ve altında şu başlık: “Senatör Jordache, oylamada Türkiye lehine oy kullanacak.” Milletimiz buna da memnun olmuştu. Çok sevdikleri Tom, dizide rol gereği ölünce de Fatih’te onun adına mevlit okutmuşlardı. Başarılı olacağız diye bunlara mı katılalım? Amerika’nın birçok uygulaması karşısında sindiği halde, sinema salonlarında kahramanlık naraları atanlardan mı olalım? Kurban bayramlarında hayvanlan işkenceyle öldürenlere, balkonda çocuk avlayanlara, maçta adam şişleyenlere “bu ülkenin değerleri” gözüyle mi bakalım?Sanatta ve kültürde incelmişlik adına öğrendiğimiz her şeyi; kitaplarımızı, düşüncelerimizi, insanı insan yapan evrensel değerleri bir yana bırakıp, sabah programlarında göbek mi atalım, yalan dünya yıldızlarının aşklarını mı tartışalım? Şimdi iletişim hocaları bana “O zaman başarısız olursun. Bu millet seni reddeder” diyecek ama biz zaten kırk yıldır buna adayız. Özlem Gürses in deyimiyle bu yaşta bile “alternatif” olmayı seçiyorsak, herhalde başka türlü yapmayı kendimize ihanet saydığımız içindir. Kusura bakmayın; yine “milli değerlere” aykırı bir örnekle bitireceğim yazıyı. Ionesco’nun ünlü oyunundaki gibi; çevrenizdeki çoğu kişinin boynuzları çıkıyorsa, bu durum boynuzun normal olduğunu değil, toplumun gergedanlaştığını gösterir. Ama isteyen her kişinin, tek başına kalsa bile; “Bunu reddediyorum, kabul etmiyorum” deme hakkı vardır.