Avrupa Günü, Atina’da akıllara durgunluk verecek kadar görkemli bir gösteriyle kutlandı. Theodorakis başta olmak üzere birçok bestecinin eserleri çalındı, Maria Faranduri’nin sesi Akropolis’in sütunlarında yankılandı ve olağanüstü bir ışık gösterisi yapıldı. Bu gösterinin mimarı Gert Hof. Daha önce Berlin’deki milenyum kutlamalarındaki muazzam ışık gösterisini de o düzenlemişti. Gökyüzünde ışık sarayları kuran bu adamın yeni projelerinden birisi de Amerika’daki Özgürlük Anıtı gösterisi. Dünyanın bu alandaki bir numaralı ismi olan Gert Hof’u yıllardır tanırım. Şimdi o ve arkadaşları bir dosya hazırlıyorlar. Cumhuriyet’in 80’inci yıldönümü dolayısıyla 29 Ekim’de Boğaziçi Köprüsü’nde bir ışık gösterisi düzenlemek istiyorlar. Bizimkilerin bu işe ne kadar akılları yatar bilmem ama eğer Gert Hof köprüyü aydınlatırsa, bütün dünya televizyonlarının bu olayı uzun uzun göstereceğinden kuşkunuz olmasın. Ellerinde, daha önceki gösterilerden elde edilmiş veriler var. Böyle bir gösteri, dünya medyasında, para gücüyle yapılamayacak kadar büyük bir reklam sağlıyor. Baksanıza, bizim televizyonlar bile Atina’yı uzun uzun gösterdi. Gelelim işin bir başka yönüne: Atina, Avrupa Birliği dönem başkanı olarak başarısını bu muazzam gösteriyle taçlandırdı. Para birimleri Euro. (Daha doğrusu Avro.) Aşırı enflasyon, kriz, devalüasyon falan gibi dertleri yok. Borçlar gırtlaklarını sıkmıyor, iç barışı sağlamışlar. Yunan yurttaşları refah içinde yaşıyor. Bütün dünyada itibar görüyorlar. Pasaportları, mavi AB pasaportu. Peki Yunanistan bunu nasıl başardı? Bu mucize nasıl gerçekleşti? Nasıl oldu da Yunanistan Albaylar Cuntası’ndan, Almanya’ya işçi gönderen bir yoksul ülke olmaktan kurtuluverdi?Bunun cevabı demokrasi, kültür ve evrensel değerlerde saklı! Cunta devrildikten sonra Yunanlılar darbecileri hapse soktu, tam ve eksiksiz bir demokrasiye geçti, cuntanın dışladığı, hor gördüğü sanat ve kültür adamlarını baş tacı etti. Evrensel değerlere saygı gösterdi: Kültür düşmanlığı yapmadı, kitap toplamadı; aydınları, şairleri hapse sokmakla uğraşmadı. Ve sonunda uygar dünya ile aynı dili konuştu. Şimdi de gördüğünüz gibi bu başarının meyvelerini topluyor. Türkiye ise yukarıda saydıklarımın tam tersinden medet umdu. Bu ülkede ne kadar düzgün; okuyan yazan, uygar, kibar insan varsa canına okudular, meydan “ötekiler”e kaldı. Bütün bunları düşününce Cumhuriyet’in 80’inci yılında Gert Hof’u davet edip Boğaziçi’nde bir şenlik yapmaya gerek var mı yok mu, diye sormadan edemiyor insan. Neyi kutlayacağız ki? Cumhuriyet değerlerinin sonunu mu?
