Son zamanlarda komedi sanatının ustaları, toplumun en çok aranan kişileri oldular. Dizi oyuncularından, futbol starlarından bile daha öndeler. Yaptıkları televizyon programları çok izleniyor, oynadıkları tiyatrolar tıklım tıklım doluyor, reklamlarda baş köşeyi alıyorlar, çevirdikleri filmler gişe rekorları kırıyor. Son derece zeki, birikimli, hazırcevap ve sevimli bir komedi sanatçıları kuşağı Türkiye’de fırtınalar estiriyor. Cem Yılmaz, Beyazıt Öztürk, Yılmaz Erdoğan, Hamdi Alkan, Ata Demirer ve şimdi de Şahan. (Unuttuklarım olabilir. Ne olur alınmayıp, benim eksikliğime versinler.) “Dikkat Şahan Çıkabilir!” programını izlerken bu kadar kahkahaya boğulacağımı hiç beklemezdim doğrusu. Ama düzeysiz TV programlarını öylesine zekice hırpalıyor ki gelin de gülmeyin bakalım. Şahan, çok yetenekli birisi. Geçen akşam Beyaz’ın programında harika bir bölüm vardı: Survivors adlı TV yarışmasından bölümler veriyor, bir Karayip adasında azgın sulara direnen, ipten köprüyle uçurum aşmaya çalışan Türk gençlerini gösteriyordu. Sonra da bütün bunların Türkiye’deki gerçek yaşam koşulları karşısında fasafıso kaldığını belirterek Alibeyköy’ü basan selden canını kurtarmaya çalışan insanları, okula gidebilmek için halatlarla uçurum aşan çocukları ve adadaki haşarattan çok daha tehlikeli olduğunu belirttiği “insan kılığındaki bir takım hayvanlar” ı ekrana taşıyordu. Böylesine zekice bir espri sizi can evinizden vuruyor tabii. Yıldızları giderek parlayan bu sanatçılar, halk olarak mizahtaki yeteneğimizi ve köklü geleneğimizi ortaya koyuyor ama bu kadar ilgi görmeleri ve yükselmeleri başka bir durumla da ilgili gibi geliyor bana. Türkiye “Güleriz ağlanacak halimize” dedirtecek bir ülke haline geldi. Toplumsal değerlerin altüst olduğu bir ortamda, o kadar yanlış şeyler yapılıyor ve öylesine ahlâki, sanatsal, siyasi cinayetler işleniyor ki insanlar alay etmekten başka bir çare bulamıyor. Bu saçmasapan ortam, bir “absürd komedi” gereğini ortaya çıkarıyor. Dalga geçmeden anlatamayacağınız bir zavallılık; ayakları baş, başları ayak yapan çarpık düzen halkı komedi ve alay yoluyla intikam almaya götürüyor. Bu arkadaşlarımızın programlarında salaklık, bencillik, kültür düşmanlığı eleştirilirken, bu düzenin şöhret ve para gücüne kavuşturduğu bir takım hırdavat yerden yere vuruluyor. Biz de bütün bunlara acı acı gülüyoruz. Çünkü bunca çürüme ve yozlaşma içinde başka bir çare bulamıyoruz artık.
Değerli dostum Halit Kıvanç’ın meslekteki 50. yılı dün akşam kutlandı. Belki dünyanın başka yerlerinde de sahnede, mikrofonda 50 yıl geçiren başka insanlar bulunabilir. Ama bu yarım yüzyılı bir zarafet anıtına dönüştürerek, hep beyefendi kalarak, kimseyi kırmayarak, insanlardan dostluğunu esirgemeyerek pırıl pırıl geçiren insan bulmak zordur. İçinin aydınlığı yüzüne vuran sevgili Halit Kıvanç dostumu kutluyor, sağlıklı ve başarılı nice yıllar diliyorum.
