YLE anlaşılıyor ki büyük Avrupa ülkeleri Türkiye'yi Gümrük Birliği kapsamına almak için ellerinden geleni yapıyorlar ve büyük bir ihtimalle bu anlaşma imzalanacak. İlk bakışta sevindirici bir gelişme gibi görülüyor bu. Ama gözünüzü sahnenin arkasına çevirdiğiniz zaman, kuliste dönen oyunlar ne yazık ki Türkiye için pek de hayra yorulacak gibi değil.

PARİS'te kaldığı yıllar içinde etkili çevrelerle çok yakın ilişkiler kuran Büyükelçi Tanşu Bleda, Gümrük Birliği'nin mimarlarından biridir. Entellektüel kişiliği Bleda'nın temsilcilik görevinin ötesinde, Fransız aydınlarıyla yakınlaşmasını sağladı. 6 - 7 Mart tarihinin belirlenmesi bile Tanşu Bleda sayesinde mümkün oldu. Paris'teki çeşitli temaslarım ve Bleda'dan edindiğim izlenimler, Gümrük Birliği anlaşmasına kuşkuyla bakmamızı gerektiriyor.

TÜRKİYE'nin Gümrük Birliği anlaşmasından beklediği en büyük yarar, bu anlaşmanın bize Avrupa kadar, hatta bazı durumlarda Avrupa'dan daha fazla yarar sağlamasıdır. Oysa, Avrupa'nın niyeti bu değil. Avrupa'nın niyeti, Türkiye'yi Gümrük Birliği'ne alarak, kendi iç pazarlarını açmak ve uzun vadedeki bütünleşme yolunda önemli bir adım oluşturmasıydı. Üzülerek belirtmek gerekiyor ki Avrupa'nın niyeti bu değil. Gümrük Birliği'ni sadece ekonomik açıdan, yeni bir pazar sağlamak amacıyla imzalıyorlar. Ve iş bu noktada tıkanıyor. Kimsenin Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almaya niyeti yok. Gümrük Birliği anlaşması, Avrupa kulübüne kabul edilmemizin bir ön işareti değil. Anlaşmayı yaptığımız gün bu amaca şimdiden daha çok yaklaşmış olmayacağız.

TANSUĞ Bleda'ya göre Avrupa Türkiye'yi "yüzü Avrupa'ya dönük ülkeler" statüsüne yerleştiriyor. Bu kategoride bizim dışımızda yer alanlar ise Kuzey Afrika ülkeleri. Avrupa'ya Bulgaristan, Macaristan, Polonya gibi eski komünist ülkelerden çok daha uzağız. Nasıl NATO anlaşması bizi Batılı yapmaya yetmediyse, Gümrük Birliği de Batılı olmamızı sağlamayacak. Bu anlaşma Türkiye'nin iki yüz yıllık bir süredir inatla yürüttüğü bir "Batılılaşma" politikasının kilometre taşı olarak önemliydi. Bu amaca yönelmeyen anlaşma, sadece ekonomik bir çıkar ilişkisi olarak kalacak.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ DURUMASI

Biliyorsunuz; 24 yazarın imza koyduğu "Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye" adlı kitap toplatılmıştı. Yarın Beşiktaş Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bu davaya başlanacak. Yaşar Kemal ve yazar - yayıncı Erdal Öz ifade verecekler. Onların dışında kalan 22 yazar da mahkeme önünde hazır bulunmayı kararlaştırdılar. 1995 yılında demokrasimizin manzarası işte bu! Mahkeme kapısındaki 24 yazar, sesini yükseltmeyi bilen bir halkın gururu, yönetimin de yüz karası olarak tarihe geçecek.