Ne yazık ki çürüme bir kesimden olmuyor. Bileşik kaplar gibi toplumun her katmanını birden çöküyor.

Bu yüzden bir tek mafya, siyaset, ticaret üçgenindeki çöküşe dikkat çekmek yetmiyor. Çürüme, çürümeyi eleştirenleri de kaplamış durumda.

***

BİRKAÇ gündür “entel magandalar” başlığıyla çıkan yazılar girdi gündemimize.

“Ağır Roman”ın yazarı Metin Kaçan’la spiker Alp Buğdaycı genç bir kıza ağır işkenceler uygulamış, tecavüz etmişler.

Canını zor kurtaran kız hastaneye kaldırılmış.

Alp Buğdaycı şair Murathan Mungan’ın sevgiliymiş.

Murathan Mungan son kitabında Alp Buğdaycı için bir şiir yazmış ve onu vücudunu kılıç gibi kullanan bir samuraya benzetmiş.

Sevgilisi Murathan Mungan’dan bu övgüleri alan Buğdaycı ise vücudunu yalnız kılıç gibi değil, maşa, kerpeten, şiş gibi kullanarak savunmasız bir genç kızı ölümün eşiğine getirmiş.

Hem de bu işi iki erkek birlikte yapmışlar.

***

OKURKEN bir yandan mideniz bulanıyor, bir yandan da ne diyeceğinizi şaşırıyorsunuz.

Bu ülkenin aydın geçinenleri bunlar.

Haklarında onca yazı yayınlanmış, ödüller kazanmış, övgüler almışlar.

Entel babalarda sabahlara kadar oturup onu bunu çekişmişler.

Entel muhabbetlerinin baş aktörleri olan kişiler.

Biri onun sevgilisi, öteki onun işkencecisi.

İnsan bu ülkenin Orhan Veli, Oktay Rıfat, Nazım Hikmet, Melih Cevdet gibi şairlerini düşünüyor, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir gibi romancılarını aklından geçiriyor ve “Kimlere kaldık!” diye sormadan edemiyor.

***

ASLINA bakarsanız, mürekkep yalamışlar içinde bu insanlara benzeyen birçok kişi daha var.

Belki içgüdülerini bastırıyorlar, tepkilerini tam olarak göstermiyor, saklıyorlar ama en ufak bir patlamada ne kadar öfkeli, kıskanç ve zalim oldukları ortaya çıkıveriyor.

Bu ülkenin yaratan, düşünen, çalışan gerçek sanatçılarını arasına karışmışlar, ortalığı bulandırıp duruyorlar.

***

İNANMASI güç ama insan yüreği taşıyan herkesi irkiltecek olan bu iğrençliği bile savunanlar çıkacaktır.

Birtakım “uçuk” yazarlar bu konuyu da yazı yayınlar ve orada “Bedenin karşıkonulmaz yokedilişindeki derin anlam” üzerine ahkam keserlere hiç şaşırmayın.

Kimileri çıkıp saldırganları Jean Genet’ye benzetecek.

Kimileri Foucault’dan alıntılar yaparak “Kurbanın cellada duyduğu tutku dolu bağlanma”yı araştıracak.

“Ayışığı kadar keskin ve parlak acı bedenini yokladığı zaman, kurbanın kendisiyle duyduğu yakıcı aşkın derinliğini kavrıyor ve bu büyülü ışıkta kurbanla cellat yer değiştiriyordu. Acı çeken, acı çektirene dönüşmüştü” diye cümleler döktürecek.

Sonra halk bunları adam yerine koymayınca da “Sanata niye önem vermiyorlar?” diye yakınıp duracaklar.

Esas yanlışlık bu adamların “sanat” kalkanının ardına sığınmasında.

En büyük kötülüğü de bu ülkenin onurlu sanatçılarına yapıyorlar.

***

KİMLERİ kızlara işkence yapmakla meşgul, kimileri de düşüncelerini Devlet Güvenlik Mahkemelerinde savunmakla.