Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu aradı. Benim UNESCO Genel Direktörlüğü adaylığıma karşı çıkmak istemediklerini ama uluslararası bir takım diplomatik sıkıntılardan dolayı böyle davrandıklarını söyledi. “Zaten ben bakanlığa geldiğimde sürenin dolmasına çok az kalmıştı” dedi.Yabancı yetkililerle konuyu görüştüğünü doğruladı ama “Araplarla karşı karşı gelmeyiz!” demediğini belirtti.Sonuçta Türkiye’nin bir takım çekincelerinden dolayı Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü aday oldu.
Bekir Coşkun’la telefonda konuşurken bir örnek verdim. Herhalde yer darlığından koymamış.Oysa bence önemli.Sorum şuydu: AKP hükümeti Şişli’ye bir Nâzım Hikmet heykeli dikmek istese, bu öneri onlardan geldiği için karşı mı çıkacağız? “Hayır dikmeyin!” mi diyeceğiz?
Başta Mustafa Mutlu kardeşim olmak üzere birçok sevdiğim insan açılıma, “içeriğini bilmedikleri” gerekçesiyle karşı çıktıklarını söylüyorlar.İyi ama kardeşlerim; bu planın askeri yönü var, gizli servis yönü var, belki bazı üstü örtülü operasyonları var, el altından diplomatik temasları var, örtülü ödenek tahsisatları var.Bunların hepsini bize söylemeleri imkânsız.Bu çapta bu olayı hangi devlet, hangi genelkurmay köşe yazarlarıyla tartışır?Bu yüzden; “Madem barış planı diyorsunuz, gönülleri birleştireceğiz diye yola çıkıyorsunuz, hadi bakalım, yapın ama metodunuzda terslikler görürsek eleştiririz” demek daha yurtsever bir tavır değil mi?
Birkaç gün önce NTV yayınında Ruşen Çakır ve Mirgün Cabas kardeşlerime “Bana öyle geliyor ki bu planı asker de destekliyor!” dedim.Dünkü MGK bildirisinde yer alan “Demokratik açılımın sürdürülmesi” cümlesi, haklı olduğumuzu gösteriyor.Hatta ben daha ileri giderek bu planın önemli bir bölümünün Genelkurmay’da hazırlandığı ve askerin hükümetle (sadece bu konuda) tam bir mutabakat içinde olduğunu düşünüyorum.Önceki günkü yazımda bazı gazeteci arkadaşlarıma “Askerden daha mı askersiniz?” diye sormamın nedeni buydu?Çünkü ordunun sırtında yumurta küfesi var ama her gün yazı yazan arkadaşlarımın yok.
Yine aynı yayında Kürt sorununun çözümünde psikolojinin oynadığı rolü vurguladım ve IRA sorununu çözümleyen İngiliz Lord’un dediği gibi “Kürtlerin onuruna hitap edin!” tezini tekrarladım.Ve dedim ki: “Batıda bir kültür salonuna Ahmed-i Hani ya da Faki-i Teyran adı verilse, Diyarbakır’da da Yahya Kemal, Namık Kemal salonları hizmet verse güzel olmaz mı? Kaynaşma böyle sağlanır. Önce saygı, sevgi ve herkesin onuruna, kültürüne değer vermek. İşin en önemli yanı bu.”
Adım gibi biliyorum ki Türkiye, Kürt ve Kıbrıs sorununu çözerse havalanır, uçar, dünyanın en zengin, en mutlu ülkelerinden birisi olur. O zaman bu ülkeyi kimse tutamaz.
Erdoğan, Ramazan’ın ilk günü, karşıtları için “ispat etmeyenler namussuzdur” cümlesini kullandı. Ülkedeki barış havası böyle mi oluşturulacak?Görüşmeler bu üslupla mı devam edecek?Doğrusu çok kaygı verici ve umut kırıcı bir durum.
