Televizyonda haber izlerken, gazete okurken gözyaşı dökmek bu ülkenin kaderi galiba. Bizim ev de diğer evlerden farklı değil. Ülker durup durup bir Edin ailesinin kadersizliğine, melek çocuklarına ağlıyor, bir askerlerimize, analarına babalarına…Dedim ya galiba kaderimiz bu.
Şehit babasının, bakana soru sorarken yüz ifadesi hiç gözümün önünden gitmiyor:“Daha önce bu karakola birçok baskın yapıldı sayın bakanım” diyor “Tedbir alınamaz mıydı?” Sorunun can yakıcı yanı, oğlunun canı elbette.Adamcağızın evladı gitmiş. Ama bu soruyu öyle bir olgunlukla, öyle bir tevekkülle, öyle kibarca soruyor ki karşısındaki yetkilinin ezilmemesi mümkün değil.Ne sabırlı bir milletmiş bu.Otuz yıllık savaşa ve giden kırk bin cana rağmen hâlâ gıkı çıkmıyor. Boynunu büküp oturuyor.Kendisini yönetenlerden hesap sorması gerektiğini anlayana kadar da böyle gidecek bu iş.
Acılı babanın sorusu aslında herkesin kafasında çınlıyor. Öğle vakti başlayan çatışma gece yarısına kadar sürmüş. Peki bu kadar saat içinde yetkililer neredeymiş, ne yapıyormuş?Öğlen Türkiye’den uçak kalksa o saate kadar Amerika’yı bulurdu.Bu işin bir açıklaması vardır herhalde. Ama şehit babası gibi biz sıradan yurttaşlar da bu açıklamayı duymak istiyoruz.
Bu çocuklar ölmeyebilirdi desem size çok iddialı bir cümle gibi gelebilir.Ama lütfen gazete arşivlerine girip yirmi beş yıldır neler yazılıp çizildiğine bakın. Birçok yazar arkadaşın ne kadar çırpındığını, bu gidişin iyi bir gidiş olmadığına dikkat çekmeye çalıştığını göreceksiniz. En kalın kafalara bile sokmaya çalışarak devrin hükümetlerine, yetkililerine sesleniyor ve “Eğer hastası kötüye gidiyorsa, doktor aynı ilacı vermeye devam etmez” diyorduk.Mesela Vedat Aydın’ın katledilmesini soruşturacak yerde, bunu protesto eden halkı ezen Mesut Yılmaz’ı “Böyle yapma, birçok candan sorumlu olursun” diye uyarıyorduk. Tansu Çiller’e, “Devlet için kurşun atan şereflidir” diyerek karanlık ilişkilerle Güneydoğu’yu yıldırma hareketleri yapmanın ağır sorumluluklarını hatırlatıyorduk. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyordu.Şimdi de istemiyor.Ve ağzımdan yel alsın ama ufukta bir Türk-Kürt gerginliğinin işaretleri görülüyor.
Ne yazık ki bu işin sonu yok. Dağlıca’dan sonra ne olduysa, Aktütün’den sonra da olacak. Konu bir iki gün gazeteleri, televizyonları meşgul edecek, daha sonra unutulacak. Herkes yine eğlencesine dönecek.Ne zamana kadar.Bir sonraki baskına kadar.Sonra mazlum babalar boyunları bükerek soracak: “Bir tedbir alınamaz mıydı?”Alınamazdı iyi adam, yüreği yaralı adam, alınamazdı. Çünkü bu ülkeyi yönetenlerin derdi senin oğlunun canı değil.
