Bir süre güncel yazı yazamayacağım. Çünkü Almanya’da Mutluluk romanının yayınlanması dolayısıyla düzenlenen yirmi ayrı toplantıya katılmam gerekiyor. Bu kadar ülkeye gittim ama kitap işini Amerikalılar ve Almanlar kadar ciddiye alanını görmedim. Bir kitabı çevirip yayınlamakla kalmıyorlar, yazarı “okumalar” yapmaya davet ediyorlar. Her büyük kentte bir edebiyat evi var. Bu edebiyat evi, konuk edeceği yazarları davet ediyor, duyurularını yapıyor sonra günü geldiğinde yazarı okuruyla buluşturuyor. Bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı’nın onur konuğu olduğu için “Türk Edebiyatı” el üstünde tutuluyor. Birçok yazarımızın kitapları Almanca’ya çevriliyor, onlar için okuma programları düzenleniyor. Türk edebiyatı konusunda benden bir yazı isteyen Frankfurter Allgemaine Zeitung gazetesi için kaleme aldığım yazıya “Frankfurt’ta Bir Misafir Edebiyat” başlığını koymam bu yüzden işte. Çünkü kırk yıl önce bizi “misafir işçiler” ( gastarbetier ) diye anıyorlardı, şimdi “misafir edebiyat” olarak oralardayız. Ne büyük bir gelişme. Yazdığım makale bana, ne kadar uzun olursa olsun, Türk edebiyatını bir yazı çerçevesinde tanıtmanın çok zor olduğunu bir kez daha gösterdi. Halk şiirine, destan geleneğine, divan edebiyatına, Batılılaşma serüvenimize, modern romanlara, çağdaş şiire değindiğim halde yazının ne kadar eksik kaldığını hissettim. Çünkü Türk edebiyatı gazete yazılarıyla değil ancak kitaplarla anlatılabilecek kadar zengin ve köklü bir edebiyat. Evet, ne diyordum. Bu yoğun programdan dolayı, sizlere güncel yazı yazmam zor olacak. Bu köşeyi uzun süre boş bırakmaya da gönlüm razı değil. Ne yapmalıyım diye epey düşündüm ve şöyle bir orta yol buldum. Yarından itibaren bu köşede her gün, bir kitap olması için hazırladığım düşüncelerin bir bölümü yayınlanacak. Belki kopuk kopuk, birbiriyle ilgisiz aforizmalar ama hepsi de bildiğiniz, eski yazılarımdan tanıdığınız, yıllardan beri ısrarla tekrarladığım düşünceler. Bir anlamda yirmi yıllık gazete yazıcılığımın bir özeti. Umarım hoşunuza gider. Hoşça kalın.
