Bernard Shaw’a bir ödül verilirken gazeteciler sormuş: “Üstad, siz çok ödül kazandınız, övgüler aldınız ama bugüne kadar size yapılan en güzel iltifat nedir?” Shaw biraz düşünmüş ve anlatmaya başlamış: “Geçenlerde Yazarlar Birliği 75. yaşımı kutladı. Törende içkiyi biraz fazla kaçırmışım. Eve dönerken iyice sıkıştım. Serde yaşlılık da var, prostat falan derken evin yanına varınca sabredemedim. İçeri girmeyi bile bekleyemeden kendi evimin duvarına yapmaya başladım. Gece yarısıydı, ortalarda kimseler görünmüyordu. Birden nereden çıktıysa bir sarhoş, bir sokak berduşu yaklaştı yanıma. Ayakta duramıyordu ve dili dolaşarak ‘Bana bak eşşoğlueşşek’ dedi, ‘Koskoca Bernard Shaw’un evini tuvalet olarak kullanmaya utanmıyor musun?’ İşte ömrüm boyunca aldığım en büyük iltifat budur.” Bernard Shaw’un zekâsından ancak böyle bir cevap beklenebilirdi. İçinde zekâ pırıltısı çakan konuşmaları, zekice şakalarla yakamozlanan sohbetleri, ufacık değinmelerle dünyanın dört bir yanına kültürel göndermeler yapabilen ortak platformları, lafı gevelemeden birbirini anlayabilen kişilikleri özleyenler olduğunu biliyorum. Bunlar, gitgide ortadan kaybolan değerler. Ya kuytu bir evde, dost sohbetinde yakalayabiliyorsunuz onu ya da bir tanıdığın çekinerek yazılmış yazısında. Bu mekânları, ‘ifade eden’ adamlar ve kadınlar doldurmuş. Türkiye bizim gibi ‘söz söyleyen’ sıradan fanilerle, onlar gibi ‘ifade eden’ mühim insanlar arasında bölünmüş. Bir arkadaşım diyor ki “Madem ortamdan bu kadar rahatsız oluyorsun televizyonu açma, olup bitsin. Gazete de okuma!” Arkadaşımın önerdiği formül doğru. Trafiğe yakalanmamak için otomobile binmeyelim, zehirli havayı solumamak için sokağa çıkmayalım, gıda zehirlenmesine uğramamak için yemek yemeyelim, kesintilere önlem olarak evimize elektrik bağlatmayalım, gaz lambalarıyla idare edelim, masada kalma tehlikesine karşı narkoz almadan ameliyat olalım… Hadi bunların hepsine katlanalım ama vasat egemenliğinin artışına ne demeli? Kurnazlığı zekâ diye yutturmaya çalışanlara nasıl dayanmalı? ‘Yolun boş tarafında yürümeyi sezme zekâsı’yla bezenmiş muhteremlere ne ad takmak?
