Bir ülkede "ileri gelenler" tanımı, o ülkenin seçkin ve sivrilmiş kişilerini an-latır.

Uluslararası üne sahip bilim adamla-rı, önemli politik şahsiyetler, büyük sa-natçılar, romancılar, şairler, müzisyen-ler, ressamlar, tiyatrocular ve köklü aile-lerden oluşan bir karmadır bu.

Bizde ise "ileri gelenler" denildi-ğinde, skandallarla ün yapmış artistler, sahne sanatçıları, kendini hergün göste-ride hisseden işadamları anlaşılır.

Davetlerde, basında, televizyonda hep bu kişiler boy gösterir. Yüzleri ve isimleri çiğnene çiğnene sakız olmuş ki-şiler ön plana çıkar.

Ben de, bu neden böyledir diye dü-şünür dururum.

Biz niye kaliteden kaliteden korkuyo-ruz? Değerli ve kaliteli, derin şeyleri ne-den sevmiyoruz?

Fazla bilgili kişiler ürkütüyor mu bizi
acaba?

Kendimizi onların yanında rahatsız
mı hissediyoruz?

Ya da "Halk kaliteli şeylerden
anlamaz. Onlara baldır-bacak,
arabesk ve skandallardan oluşan
bir dünya sunmak gerek" diye mi
düşünüyoruz.

XXX

Amerika'da iki arkadaş varmış. İkisi
de roman yazarmış ama birinin her yaz-dığı listebaşı olur, ötekininki ise vitrinler-de görülmezmiş bile.

Başarısız olanı bir gün arkadaşını sı-kıştırmış; "Merakımdan çatlayaca-ğım yahu?" demiş. "Senin her yaz-dığın kitap peynir ekmek gibi satı-yor. Nedir bunun sırrı?"

Arkadaşı "Basit bir formül var"
demiş. "Onu uygulayacaksın. Halk
asillerin hayatına çok meraklıdır.
Bu yüzden kitabına biraz asilzade-ler koyacaksın.

Sonra halk kutsal şeylere de
düşkündür. Kitaplarında biraz dini
unsurlara yer vermelisin.

Halkın ilgisini çeken bir başka
konu ise sekstir.

Ayrıca kitaplarında bir miktar
da çözülemeyen sırlar olmalı."

Arkadaşından bu öğüdü alan roman-cı hemen eve koşmuş. Beyaz kağıdı
daktiloya takmış ve bir cümle yazmış.
(Markiz, "Ah Tanrım" dedi. "Dün
gece sarhoşken birisi beni sevdi, acaba
kimdi o adam?")

Böylece içinde hem asalet, hem kut-sallık, hem seks, hem de sırlar olan bir
cümle elde etmiş.

XXX

Ve tabii ki yine başarısız olmuş. Çün-kü toplum, böyle formüllerle açıklana-mayacak kadar karmaşık ve garip bir
doku, Bizdeki medya çevrelerinin bir
kısmı da Amerikalı yazar gibi düşünü-yorlar.

Biraz seks, biraz ihanet, biraz zengin-lik koyarsın ve onların deyimiyle "malı
götürürsün."

Oysa belki Dallas vs. gibi bazı diziler-de sağlanmış olan başarı bütün bir ya-yın politikası olarak düşünülemez. Bu
özellikler yayın politikasının olsa olsa bir
bölümü demektir.

XXX

Türkiye'nin azgelişmişliğinden yakı-nanlar, bir yandan da bir azgelişmişlik
modelini körüklüyorlar.

Oysa popülerlikle, prestijin çakıştığı
bir nokta var.

Bir şeyin nitelikli olması, ille topluma
ters düşmesi ve azınlıkta kalması anla-mına gelmiyor.

Önemli olan; kitle yaygınlığıyla, pres-tijin kesiştiği kalite noktasını bulabilmek.

Yoksa sırf popülerliğe oynamanın
nasıl yıkımlar doğurduğunu hep birlikte
izlemek durumunda kalacağız.