Ankara birkaç gündür gözüme karlar altındaki bir harp başkenti gibi görünüyor.Hani filmlerde gördüğümüz Varşova, Budapeşte, Viyana gibi.Akşamları, sokak lambalarının aydınlattığı buz tutmuş caddelerde siyah araba konvoyları geçiyor; resmi binaların kapılarında nöbetçiler daha bir dikkatli, meclis girişi polis kaynıyor.Dün akşam pamuk gibi bir kar yağmaya başlıyor.Değerli dostum Orhan Güvenen’le buluşmak üzere bir otele gidiyorum. Lobi, sanki tanıdık bildik bir yer değil de savaş filmlerinden fırlamış bir bar gibi görünüyor gözüme.Derken otelin camlı kapısından içeri, şık üniformalı yabancı subayların girdiğini görüyorum.Doğru bara gelip birer içki söylüyorlar.Resepsiyondaki delikanlıya soruyorum; otel yabancı subay kaynıyormuş.Bütün bunlar sadece bir başlangıç.Türkiye sonu belli olmayan bir maceraya doğru sürüklenmekte.Bizim kuşaklar savaşı bilmez. Sadece yaşlılardan duyduğumuz Kaf Dağı’nın ardındaki masallardır savaşlar.Ama şimdi Türkiye savaşla tanışacak.Bu yazıyı öğleden sonra ikide yazıyorum. Biraz sonra mecliste savaş tezkeresi görüşülmeye başlanacak.Ama oylamanın cumartesiye bırakılacağı yönünde de haberler geliyor.Galiba askeri kesim, Kuzey Irak, Barzani ve Kürt devleti konularında çok rahatsız.Bu yüzden oylama MGK sonrasına kalacak.Sabah bindiğim taksinin şoförü, “Ee napalım… Savaşı kimse istemez ama bari Amerika kazık atmasa da doğru dürüst para gönderse” diyordu.Halkın büyük çoğunluğundaki hissiyatın böyle olduğuna inanıyorum ben.Rusya’da Müslümanlar Irak’a gönüllü gidip savaşacaklarmış.Türkiye’de ise cuma namazlarından sonra çıt çıkmıyor.Irak savaşı bir turnusol kağıdı gibi, Türkiye’deki bazı çevrelerin iç yüzünü ortaya koymakta.Kendi köşesinde ibadet eden samimi Müslümanlara sözüm yok elbette.Ama İslam’ı militan bir biçimde siyaset için kullananların aslında ne kadar kurnaz ve hesapçı kişiler olduğu her geçen gün biraz daha anlaşılmakta.Nur topu gibi bir savaşımız oldu.Harp yılları başlıyor.
