Bu ülkede, bağımsız bir kişiliğe sahip olan kültür ve sanat adamlarının ömrü “Ne olur beni bu kadar kolay ve çabuk anlamayın!” demekle geçer. Çünkü küçük beyinler, fazla üstünde durmadan, iyice incelemeden size bir rol biçerler. Ve sizin ömür boyu onların kilitlediği yanlış çekmecede kalmanızı dilerler. Hayatın bazı dönemeçlerinde, onların düşündüğü tip olmadığınız ortaya çıkınca da “Yahu, ben bu adam hakkında yanılmışım. Şunun fikirlerini biraz daha yakından inceleyeyim” demek yerine, size kızarlar. Kendisini yanılttığınız hissine kapılıp, hakaret ederler. Bu yüzden hayatta ne yapıp edip bazı orta zekâlıların zavallı önyargılarını doğrulayacak biçimde davranmalı, kendinizi gizlemelisiniz. Eğer yaratıcıysanız, onların size biçtiği kategoride yaratmalı, kişiliğinizin ve birikiminizin farklı boyutlarını köreltmelisiniz.

***

Orta zekâlılar insanlara damga vurmaya çok meraklıdır. Kime selam verdiğiniz, nasıl giyindiğiniz gibi eften püften noktalardan hareket eder ve size hemen bir kılıf giydirirler. Bu kılıfların en meşhurlarından birisi “komünist” klişesi idi. Öyle geniş bir çuvaldı ki bu, orta zekâyı aşan her türlü beyinsel çaba, buraya tıkılıverirdi. Franz Kafka okumak bile komünistlikti. (Aslına bakarsanız kitapla, tiyatroyla, eğlence türüne girmeyen müzikle uğraşmak başlı başına bir komünizm göstergesiydi.) Bu yüzden Türkiye komünist olmayan komünistlerle doldu taştı. Önüne gelen; hoşlanmadığı, daha doğrusu kültür düzeyine erişemediği kişiyi komünist ilan edip durdu. Oysa bunlar arasında komünist diktatörlüğe kuşkuyla yaklaşan, onu eleştiren binlerce kişi vardı. Rus halkının kültürlü olduğunu yazdım diye, kaç aklıevvelin beni “komünizmi savunmak”la suçladığını tahmin edemezsiniz. Bilmem ki bu adamlara Rusya’nın artık komünist rejime sahip olmadığını nasıl anlatacağız. Dünyada komünizm bitti ama bizdeki anti-komünizm henüz bitmedi.

***

Özel ve kamusal alan ayrımları, bireysel ve devlete ait olan gibi algılanıyor. Oysa durum bu değil. Kavramları yerli yerine oturtabilmek için (izninize sığınarak) İngilizcelerini verelim: “Private sphere” ve “public sphere.” “Private sphere” yani “özel alan” kavramı, yalnız bireyselliği değil, insan tekinin aile, dost ve akraba çevresini kapsar. “Public sphere” yani “kamusal alan” ise yalnız devletle sınırlı değildir. Toplumsal alanı içerir.

***

Özel ve kamusal alan tanımlarını, sadece baş örtüsü gibi dini konulara hapsetmek yanlış. Bu önemli ayrım hayatın her alanına uygulanabilir. Mesela bana göre, Türk yaşam tarzı, özel alanda şefkatli, dayanışmacı ve gülümseyen bir geleneğe sahip. İnsanlar kendi aile ve dost çevrelerinde bu özellikleri taşıyorlar. Ama aynı kişiler kamusal alana çıktığında, mesela otomobil kullandığında, kuyrukta beklediğinde ve toplumsal ilişkilere girdiğinde son derece sert, tahammülsüz ve mücadeleci oluyor. Bunun sebepleri üzerinde kafa yormaya değer. Bizim insanımız niçin özel alanda dayanışmaya önem veriyor da, kamusal alanda yırtıcı bir yaratık kesiliyor? Yurttaşlık bilincinin eksikliğinden mi? Uzun Osmanlı yüzyılları sonunda, kendisini sadece evinin efendisi ve sahibi sayıp, sokağa çıktığında başkasının (padişahın, efendinin, devletin) mülkünde yürüdüğü bilincini taşımasından mı? Evini binbir emek ve harcamayla süsleyen insanların, kapısının önündeki çukurlara aldırmaması ya da sokağı kirletmek için elinden geleni yapması belki de ancak bu duyguyla açıklanabilir.