İnsancıl söylem eksik bizde. Hümanizm bu ülkeye uğramıyor artık. Politika, medya, sanat ve iş dünyamızda insancıl söylem eksikliği var. Her şey son derece sert, hatta acımasız. Polemikler, karşısındakinin canını çıkarmak ister gibi yapılıyor. Hani yazarın elinde kalem değil de bıçak olsa rakibini yatırıp kıtır kıtır doğrayacak… Siyasilerin birbirine seslenişinde, kökü çok derinlere inen bir nefret tonu seziliyor. Sanatçılar arası polemiklerde de aynı tonu yakalamak mümkün. Halk ister istemez bu atmosferden etkileniyor ve Türkiye giderek daha gergin bir ülke haline geliyor. Sanki bu ülkenin insanları birbirine tahammül edemiyor gibi.
Oysa halk insancıl söyleme aç! Siyasetin, ekonominin, toplumsal yaşamın çarkları dönüyor ve birçok insanı öğütüyor dönüşü sırasında. İşte insancıl söylem bunun için gerekli. Hümanizm bu çarkların dönüşünü yumuşatacak bir sıvı gibidir. Hani makinelere sürdüğümüz ve onların hareketini kolaylaştıran yağ gibi bir şey. Hümanizm eksikliği duyulan ülkelerde insanlar sertleşir. Giderek acımasız olurlar. Ne yazık ki biz bu haldeyiz!
İnsanoğlu beş yüz yıl önce, dünyadaki kara parçalarını bilmiyordu. Doğru bir dünya haritası çizilememişti. Avrupalılar için koskoca Amerika kıtası mevcut değildi. Ama şimdi bu mevcut olmayan kıtadaki bir devlet İngilizlerle el ele vererek insanoğlunun gen haritasını çıkardı. Tarihin dönüm noktalarından birisini yaşıyoruz. Belki de ilerdeki yüzyıllar, milat olarak İsa’nın doğumunu değil, gen haritasının okunuşunu kabul edecekler. Human genom deyimi miladın yerini alacak.
Felsefe kitaplarını açtığınız zaman en önemli filozofların çağlar boyunca “Kendini tanı” öğüdü verdiğini görürsünüz. Kendini tanımayı erdemlerin en üstüne koyar birçoğu. Delphi tapınağına bile yazmışlardır bunu. Montaigne, her biri zekâ ve bilgelik ürünü olan denemelerinde sık sık bu konuya değinir. Şimdi insan kendini tanımaya başlıyor işte. Kendini bildiği ölçüde, insan olacak.
