Cervantes, kahraman şövalyeler çağı ortadan kalktıktan sonra hayaller içindeki Don Kişot ile bizi evrensel bir iç hesaplaşmaya sürükledi. Ancak onun muazzam eserinden sonra hepimiz, geceleri yastığa başımızı koyup hayallere daldığımızda Don Kişot, gündüzün acı gerçekleriyle karşılaştığımız zaman ise kurnaz Sanço Panza olduğumuzu kavrayabildik.

Antik dönemde Sisam Adası’nda buluşan bilim adamları, filozoflar ve sanatçılar, sanatla bilim arasındaki ilişkileri incelemişlerdi. Ve vardıkları sonuç, bir düzlemde, bilim ile sanatın iç içe girdiği ve aynı şey olduğuydu. Hatta “Matematik sessiz bir müziktir” demişlerdi o zaman. Sanat ve bilim ilişkisini bütün büyük beyinler kavrar. Einstein bu yüzden “Hayal gücü bilgiden önemlidir” diyebilmiştir. Ve o büyük beyin sanatla bilimi öyle bir skalada seyretmiştir ki şunu da eklemiştir: “Doğru olan her formül, içinde mutlaka estetik güzellik barındırır.”

Geleneklerine sahip çıkmış toplumları görünce imrenirim ve içimi tarifsiz bir hüzün kaplar. Japonlar Japon gibi yaşama sanatının en güzel örneğini verir. Paris’te bir kitapçı dükkânına girersiniz. Geçen yüzyıldan beri aynı aile işletmektedir. St. Germain’de yemek yediğiniz lokantada, Fransız İhtilali beyannamesinin yazılmış olduğunu bilirsiniz. Café Deux Margot’da Verlaine, Rimbaud kahve içmiştir. Bir başkasında her masa orada oturmuş olan ünlünün anısına çakılmış olan plaketleri taşır: Lenin’den Yahya Kemal üstada kadar…

Geleneklerimizin çoğunu yitirdik. Gün geçtikçe hafızasız bir topluma dönüşüyoruz. Oysa kurumları, gelenekleri korumak, topluma, dolayısıyla insana bir güven duygusu ve yerleşiklik bilinci kazandırır. Çok sıradan görünen bir mekân, anılarla değer kazanır ve anlam bulur. Biz ise yerli olmak ve geleneksel değerlerine sahip çıkmak ayıpmış gibi kimliğimizden kurtulmaya çalışırız. Ve böylece batılı olacağımızı sanırız. Oysa batı tek boyutluluk ve tek bir üniforma değil ki! Bugün ikisi de Avrupalı sayılan Finlandiyalı ve Portekizli arasında hiçbir benzerlik yoktur. Ne yemekleri, ne müzikleri, ne görünüşleri, ne de kültürleri birbirine benzer. Oysa ikisi de Avrupalıdır. Çünkü iki ülke de Avrupa düşüncesinin temelini oluşturan ilkeleri benimsemiştir. Türkiye’nin Batılı olması kendi kültürünü koruması ile mümkün olacaktır. Dünyada başarıya ulaşmış “Taklit ülke” yoktur.