Yazıyı kaçırmışım.

Bir iki gün sonra İlhan Selçuk'un kö-şesinde sözedilince dikkatimi çekti ve Tansu Bele'nin yazısını bulup oku-dum.

Gerçekten de, insanım diyen herke-sin içini sızlatacak bir yazı.

Tansu Bele, karşı apartmanın dört metrekarelik balkonuna bağlanmış, iş-kence altındaki bir köpeği anlatıyor.

Hem de öyle güzel bir dille ve etkili bir biçimde anlatıyor ki, küçük köpe-ğin acısı sizi de kaplıyor ve yüreğinizi kanırtan bir burkulmayla okuyorsunuz yazıyı.

Bu, ancak büyük bir sevgiyle başarı-labilir: İnsan, hayvan, bitki demeden doğaya, canlıya ve hayata duyulan büyük sevgiyle...

Türkiye'de, ne yazık ki zaman za-man aydınların da içinde yer aldığı bir kesim garip bir mantık yürütür: Efen-dim, insanlar sokaklarda aç yatarken, Afrika'da bunca çocuk ölürken, hay-van sevgisi de neyin nesi?

Böylece, hayvan ve doğa sevgisi, sadece tuzu kuru kişilere özgü bir hobi haline gelir. Öyle ya, emekçi günlük ekmeğini kazanma mücadelesinde böyle burjuva zevkleriyle mi uğraşa-yor: Kedi köpek gördü mü basıversin tekmeyi. Adam zaten burnundan solu-caktır.

Zaten biz Türk halkı olarak ona bu na tekme basıvermeyi pek severiz. Ka-pılarımızda dolaşan köpekler kediler de Asyalı öfkemizin ilk kurbanlarıdır-lar.

Oysa o canlının da diğer canlılar gi-bi korkuları, gereksinimleri, duyguları vardır: Acıkır, üşür, korkar, sevilmek is-ter, yalnızlıktan ürker.

Hayvanlara kötü davranarak gelişe-bilmiş bir tek toplum yoktur. Gelişmiş ve uygar toplumun ilk göstergesi, ço-cuklan, hayvanları ve bitkileri sevmek-tir.

İstanbul'daki başıboş köpekleri, bir-birlerini yemeleri için bir adaya atan toplumun vicdanı da olamaz, adaleti de. Adada açlıktan can veren hayvan-ların feryatlarını işiten İstanbul halkı, birbirine karşı iyi ve insanca davrana-maz.

***

Geçtiğimiz hafta beş imzalı bir mektup aldım. Memur, butikçi, tüccar, modelist ve elektirik teknisyeni olan beş yurttaş üşen-memiş ve bir mektup yazmışlar.

Rainer Vitt adlı Alman köpek eğiticisinin köpeklere yaptığı eziyeti anlatıyorlar. Bir is-yan mektubu bu.

Rainer Vitt, o kadar ileri gitmiş ki, Swis-sotel'deki yarışmada, sözünü dinlemeyen köpeğini herkesin içinde ağır bir şekilde dövmüş.

Bu kişinin ve karısının İstanbul yakınla-rında bir köpek eğitim çiftliği var.

Mektup yazanlar, bu işkencecinin dur-durulmasını istiyorlar ve çalışma izninin olup olmadığını soruyorlar.

***

Bir tanıdığımın küçük, sevimli köpeğini hatırlıyorum. Her gördüğü insana dostça davranan, sevgi dolu, canlı bir köpekçikti.

Aradan bir süre geçti. Köpeği gene gördük. Durgun, korku dolu gözlerle bakıyor, göğ-sünde hiç kapanmayan bir yara...Ne oldu-ğunu sorduk. Köpeği bir haftalğına Vitt'in çiftliğine bırakmışlar. Köpekçik o günden beri böyleymiş.

Kimbilir hangi işkenceler o sevgi dolu hayvanı bu hale getirdi?

O günden beri ben de bu Almanın de-netlenmesi gerektiğine inanıyorum.

***

Durup dururken bu yazı nereden çıktı diye düşünebilirsiniz.

Ama ben Türkiye'de, hayvanlan işken-ceden kurtarmayı, insanları işkenceden kurtarmanın bir parçası olarak görüyorum.