Fatih Kanunnamesi'nin kardeşini, ana-babasını katletmiştir. gündelik hayatımız üzerindeki etkilerini hiç düşündünüz mü?

İlk bakışta çok ilgisiz bir soru gibi geliyor. Yüzlerce yıl önce yapılmış bir İmparatorluk nizamnamesi, modern Türkiye'deki günlük yaşamımızı nasıl etkileyebilir?

Saçma bir sonuç değil mi bu? Bence değil.

Fatih Kanunnamesi, devletin devamlılığı için, imparator adayları olan şehzadelerin katledilmesini yasal hale getirmiştir. Yani "vatan uğruna kardeşini öldürmek" yasallaşmıştır.

Kardeş katli; bütün dünya kültürlerinde ve dinlerinde lanetlenen bir suçtur. Habil ve Kabil cinayetinden başlayan bu suç, her toplumda en ağır biçimde cezalandırılır.

Bu suç, bizde vatan sevgisinin göstergesi haline dönüşmüştür.

Herkes vatanını o kadar çok sever ki bu uğurda kardeşini bile öldürmeye hazırdır. Bu yüzden, bugüne kadar binlerce milliyetçi Türk genci kardeş kanı dökmüştür. Çünkü vatanlarını çok sevmektedirler.

Türkiye'de siyaset geleneği bu anlayış üstüne kurulmuştur. Devletin yüce çıkarları denilen kutsal kavram karşısında, hiç kimsenin hakkı hukuku olamaz. Kişilik hakları önemli değildir. Öyle ya, eğer insanların yaşama hakkını bile elinden alabiliyorsanız, başka hangi haktan sözedilebilir?

Fatih Kanunnamesi, Menderes ve arkadaşlarının idamına kadar uzanan bir siyasi gelenek yaratmıştır.

Böylece suç olması gereken eylemler, yasallaşmış, hatta övgü nedeni olmuştur.

Siyasi literatürümüze "Siyaset Meydanı" kavramı girmiştir.

Bu deyim, im, aynı zamanda "İdam meydanı" anlamına gelmektedir.

Böylece dünya edebiyatına, politika ile idamın aynı anlama geldiği bir deyim hediye etmiş bulunuyoruz.

Hatırlarsınız: Turgut Özal, siyasete soyunurken "İki gömleğim var" demişti. "Biri bayramlık, biri idamlik."

Siyasi ortamımızı zenginleştiren bir başka deyim, epeyce barbar bir anlayışı yansıtır:

"Büyük karga gak derse küçük karga..k yer." Büyük kargaların gaklamalarını duyarak yetişen Türk gençliğinin bir bölümü de üstüne düşeni yapmış ve silaha sarılarak okul arkadaşını,

"Ya devlet başa, ya kuzgun leşe."

Ah şu, içinden çıktığımız, ya da bir türlü çıkamadığımız Osmanlı...