BİZİM "hocam" hitabı çok kullanılıyor.

Din adamlarına "hocam" deniliyor.

Öğretmenlere ve üniversitedeki öğretim üyelerinin hepsine "hocam" diye seslenmek adet olmuş.

"Hocam" hitabı, askerlikteki "paşam" gibi bir rütbe de gerektirmiyor.

Her yaşta, her düzeyde öğretmen ve din adamına "hocam" diyebiliyorsunuz.

İş bununla da kalmıyor.

Basın başta olmak üzere birçok iş dalında, yaşı ilerlemiş kişilere "hocam" denilmekte.

Ve bu "hoca"ların, bilgili ve bilge oldukları varsayılıyor.

Bundan dolayı da saygı gösteriliyor.

★★★

NE var ki, "hocam" denilenlerin bir kısmı bu sıfatı hak ederken, bazıları sadece ilerleyen yaşları ve bulanan hafızaları nedeniyle böyle bir hitaba layık görülüyorlar.

Zaten önemli olan bilgi değil.

Herkes yanılabilir, yanlış hatırlayabilir, eksik bilebilir!

Einstein bile "öğrendikçe, bilmediklerimin ne kadar çok olduğunu kavrıyorum!" dememiş miydi?

Önemli olan bilgelik: Yani kamil insan olmak, olgunlaşmak, günlük hırslardan, kıskançlıklardan, dedikodulardan uzaklaşmak. İnsanlara iyi gözle bakmak.

Hırs - ı piri denilen yaşlı hırsından kurtulmak.

Koca Yunus gibi "Bu dünyadan gider olduk / Kalanlara selam olsun" diyebilmek. Ölüm döşeğinde bile böyle bir yüce gönüllülüğe sahip olmak.

İnsanın ancak o zaman "hocam" sıfatını taşımaya hakkı olur.

★★★

GİRİZGAHI epey uzattım, ama bu yazının nedeni, dün postadan çıkan bir kitap.

"Türkiye'nin Kültür Sorunları" adlı kitabın yazarı Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal.

Yalnız dilimle değil, gönlümle de "hocam" diyebildiğim bir saygıdeğer insan.

Her zamanki yalın üslubu, cümlelerinin arkasına gizlenmiş derin kültürü, ve dünyaya sevecen bakışının yumuşaklığı birleşip bu güzel kitabı ortaya çıkarmış.

Bilgi Yayınevi de özenle basmış.

Kitabın sayfaları, uzun ömrü boyunca yapıcı olmaya, yaratmaya çalışmış, kimseyle didişmeye kalkmamış, kimseye sataşmamış bir insanın bilgeliğini yansıtıyor.

Olgun başaklar gibi zarif bir bilim adamının hikayesi bu.

Çok ses çıkaran boş varillerin değil.

★★★

HOCAYLA, Türkiye Yunanistan Dostluk Derneği'nin kuruluş aşamasında ve ilk yıllarında çok yakın çalıştık.

İstanbul, Ankara, Selanik, Atina toplantılarındaki en gerilimli anlarda bile hocamızın zarafetinin, soylu tavrının, içindeki huzuru yansıtan barışçı yaklaşımının ve hiç eksilmeyen mizah duygusunun tadına varmak mutluluğunu yaşadık.

Kitabını okumak bana o günleri bir daha hatırlatıyor.

Eline sağlık hocam.

Keşke herkes senin gibi gerçekten "hoca" olsaydı.

E mail: livaneli@milliyet.com.tr