"ÖNCE ekmekler bozuldu!" demişti Oktay Akbal.

Şimdi de kentlerin bozuluşunu izliyoruz; hüzünle, içimiz burkularak...

Ve bozulan kentlerin insan ruhundaki etkilerini hiç hesaba katmadan.

Kaçak yapı; gecekondu'ların ilk dönemi gibi, kente gelmiş insanın başını sokacağı derme çatma bir kulübe değil artık.

Beş on katlı, çirkin, sıvasız, iğrenç binalar.

Ve sahipleri de ilk gelenler gibi, yaşam mücadelesi veren alçakgönüllü insanlar değil.

***

İSTANBUL'da eğer her gün birileri kurşunlanıyorsa, bunda bozuk yapılaşmanın büyük etkisi var.

Çiçek yeşermeyen mahallelerde, insan sevgisi de yeşermez!

***

GEÇENLERDE bir grup gazeteci arkadaşımızla birlikte Paris'e, UNESCO toplantısına gittik.

Orly havaalanında birkaç taksiye bölünerek otelimize doğru yola koyulduk.

Takside Hasan Cemal, İlya Ehrenburg'un Paris anılarından söz etti.

Derken laf lafı açtı ve bir de baktık ki Andre Breton'dan, Luis Bunuel'den söz edip duruyoruz.

Picasso'yu, Chagall'i konuşuyoruz.

"İşte" dedim kendi kendime "İşte mekanın etkisi bu. Eğer İstanbul'da bir taksiye binip de TEM yolundan İkitelli'ye gidiyor olsaydık büyük bir ihtimalle yolsuzlukları, Yeşil'i, cinayetleri falan konuşacaktık. Hem de asık bir suratla..."

***

ODAMIZDAKİ duvarın rengi bile bilincimiz üzerinde etki yapıyor.

Kokular, renkler, sesler bilinçaltımızı etkiliyor.

Koskoca kent de, genleri bozulmuş bir dinozor canavarıyla ruhlarımız üzerine abanmakta.

Böyle bir kentte yaşayan insanların ruh sağlıkları yerinde olamaz.

***

HER gün binlerce kamyon görüyorsunuz yollarda.

İşinize gidip gelirken binlerce çamurlu kamyonla iç içesiniz.

Hangi kentte insanlar, günlük yaşamlarında bu kadar çok kamyon görürler?

Avrupa'daki toplam kamyon sayısından fazla kamyona sahip olmanın sonucu bu.

***

VELHASIL; kamyon, kaçak bina, demir filizi, dışkı kokusu, sülfür dumanı, ezilip asfalta yapışmış kanlı hayvan gövdeleri ve etrafımızda vızır vızır uçuşan kurşunlarla dolu bir hayat sürüyoruz.

Ve bunun sonucu olarak da herkes birbirine düşüyor.

Ne politikacı kurtulabiliyor bu hoyratlıktan, ne köşe yazarı, ne de iş alemi.