AKP hakkındaki kapatma davası, Meclis’e egemen olan bu partinin Anayasa’yı değiştirerek, parti kapatmayı zorlaştırıcı hükümler getirmesi girişimini doğurdu. Yani bir çeşit güçler savaşı. Yürütme erkini temsil eden hükümet bir başka erk olan yargıya egemen değil. Peki neye egemen? Yasama erkine. İyi işleyen bir demokraside yürütmenin yasamaya egemen olması mümkün değildir. Meclisler, hükümetlerin emir kulu olamaz. Ama Türkiye’de herkes biliyor ki parti grubu hükümetin emrindedir. Tak der yapar, şak der çıkarırlar. Ama bu garipliği bir yana bırakalım ve AKP’nin bu girişiminin işe yarayıp yaramayacağına bakalım.

Büyük bir hukukçu bana Anayasa değiştirilse bile bunun davayı etkilemeyeceğini söyledi ve şunları ekledi: “Kimse farkında değil ama bu konuda Yargıtay’ın bir içtihadı birleştirme (tevhid-i içtihat) kararı var. Bir dava, ancak açıldığı zamanki kanunlara göre sonuçlanır. Gerçi ceza davalarında sanığın lehine olan değişiklikler uygulanır ama parti kapatma davaları, TCK usullerine göre yürütülse bile bir ceza davası değildir. Bu yüzden lehte bir hüküm uygulanamaz.” Konuyu anlattığım bazı arkadaşlarım bu görüşe itiraz edince, hukukçu olmadığım ve bu konuda bir fikir yürütemeyeceğim için başka bir uzmana başvurmayı yararlı gördüm. Yargıtay’da yıllarca bu davalarla haşır neşir olmuş babamı aradım. “Doğrudur, böyle bir içtihat vardır” dedi. “Ceza davalarında sanık lehindeki değişikliklerin göz önüne alındığı da doğrudur. Ama buradaki ince nokta şu: Parti kapatma bir ceza davası değildir; bir usul düzenlemesidir. Gerçi karine yoluyla, ceza davalarında geçerli olan bir yöntemin usul davalarına da uygulanması düşünülebilir. Ben de bu yönde birçok karar vermiştim.” Peki, bu durumda Anayasa değişikliği, AKP’nin kapatılma davasında da lehte bir unsur olarak uygulanır mı diyorsunuz? Ben sözüm ona akıl yürüttüğümü sanıyorum ama hukukçular bambaşka bir mantıkla düşünüyorlar, dedim.“Hayır” dedi babam. “İşin inceliği, bu davada lehte ve aleyhte diye bir kavramın bulunmaması. Parti kapatılması bir ceza değildir.” Yine pes etmedim: “Ama” dedim, “bazı kişilerin siyasetten men edilmesi ceza değil midir?” Hukuk yine bambaşka bir biçimde konuştu. Dedi ki: “İyi ama Anayasa değişikliği bu durumu ortadan kaldırmıyor ki?”

Arkadaşlar; bu yazıyı niye yazdım biliyor musunuz? Hukukun ne kadar zor ve nasıl bir incelikler alanı olduğunu belirtmek için. Davalar, gazetecilerin akıl yürütmesiyle, telkinleriyle, düz mantığıyla görülemez. Bu yüzden gelin hukuku, hukukçulara bırakalım.

Mantı mı papara mı? Ortalık yangın yeri gibi, ülke korkunç bir kutuplaşma tehdidi altında. Bu durumda ana muhalefet lideri Cumhurbaşkanı’yla görüşüyor ve dişe dokunur hiçbir şey konuşmadan mantı yediklerini söylüyor. Ben de yenilenin mantı mı, yoksa papara mı olduğunu merak ediyorum.