İşler nasıl” dedim. “Abi yandık, yandık artık!” dedi, “bildiğin gibi değil. Bizim sesimize kulak veren çıkmayacak mı?” Eski model, her taraf zıngırdayan, sigara kokulu bir taksideydik. Şoför otuzlu yaşlarında, çökük yanaklı, mazlum bir genç. “Niye böyle yaptılar anlamıyorum” diye devam etti. “Ben doğma büyüme Beşiktaşlıyım. Bizim buralarda ne din kavgası yaşanırdı ne de başka bir şey.” “Evet” dedim, “Türkiye’nin dengelerini bozdular.” “Herkesi birbirine düşürdüler abi. Tutturmuşlar bir din tarikat davası. Memleketi böldüler de böldüler.” “Araba senin mi” dedim.“Hayır” dedi, “ben şoförlük yapıyorum. Gece gündüz demeden şu İstanbul trafiğinde direksiyon sallayıp duruyorum.” “Peki yetiyor mu?” “Nesi yetecek abi. Çocuk okutuyoruz, ortalık ateş pahası. Benzin alıp başını gitmiş; yağ, peynir çıkmış iki misline. Hâlâ memlekette enflasyon yok diyorlar.” “Bu hesabı ben de anlamıyorum ama ekonomistler her şey iyi diyor.” “Abi gelip bana sorsalar ya…” “Sormazlar. Senin söylediklerin makro ekonomiye girmiyor.” “Ama benim esas zoruma giden ne biliyor musun?” “Ne?” “Şu ülkede gül gibi yaşayıp gidiyorduk. Nereden çıktı bu din davası?” “Nereden çıktığı belli. Senin müşterilerde bölünme var mı?” “Olmaz olur mu abi. Arabaya binen herkesle konuşuyorum. Millet burnundan soluyor. Kimi dinci, kimi Atatürkçü. Birbirlerini ele geçirseler bir kaşık suda boğacaklar.” “Üç beş yıl önce böyle bir kavga var mıydı?” “Yoktu be abi. Yoktu. Bir zamanlar sağ-sol vardı biliyorsun ama ondan sonra rahattık.” “Peki bu ayrılığı kim çıkarttı sence.” “Kim olacak abi, hükümet çıkardı. Biz-siz diye böldü milleti.” “Sen ne düşünüyorsun?” “Ben basit bir şoförüm abi. Karışık meselelere fazla aklım ermez ama Atatürk kurtuluş savaşı yapmış, düşman kovulmuş, şu memlekette gül gibi yaşayıp gidiyorduk, nereden çıktı bu din davası?” O sırada yanından geçtiğimiz Nimet Abla Camii’nde ezan başladı. Şoför kıpırdandı, “Aziz Allah!” dedi. “Sen dinine diyanetine bağlı mısın” dedim.“Elhamdülillah abi” dedi. “Peki” dedim, “laik devlet iyi bir şey mi sence?” “İyi olmaz mı abi!” dedi, “Kemal Paşa’dan beri bizim yolumuz bu!” Bu arada gazetenin önüne geldik. Taksimetre 7.60 yazıyordu. 10 lira verdim, bozuk paraları şıkırdatarak üstünü vermeye davrandı. “Yok” dedim, “kalsın. Hadi sana iyi günler.” “Allah razı olsun abi” dedi. Arabayı sürdü gitti. Garibimin arkasından baktım. Batı basınına, aydın takımına ve AKP’ye oy veren İstanbul burjuvalarına göre, bir “seküler elit”le konuşmuştum. Bu ülkede ekmeğini taştan çıkarmaya çalışan, yarı aç yarı tok yaşayan milyonlarca “seküler elit”ten biriyle.
