Önce şunu belirteyim: Bu ülkede yaşayan iyi niyetli insanların çoğu gibi ben de hükümetin başarılı olmasını, Avrupa Birliği’ne girmemizi, ekonominin düzelmesini, insan hakları, laiklik ve çevre konusunda standartlarımızın yükselmesini isteyen birisiyim. Bu bakımdan hangi hükümet olursa olsun, başarıları beni memnun eder, başarısızlıkları ise üzer. Kısacası kimseye karşı bir ön yargım yok. Ama iki yıldan beri iş başında bulunan hükümetin eylemlerine, açıklamış olduğu niyetlere ve çıkarmaya çalıştığı yasalara bakınca insanın üzülmemesi elde değil. Çünkü hükümet ısrarla, Türkiye’de belli bir insan tipini desteklemek, koruma altına almak ve geliştirmek istiyor. Bu insan tipinin özelliklerini sayınca da karşınıza şu çıkıyor:Orman arazilerine tapusuz olarak konup bunları imara açmaya çalışan, kaçak binalar yapan, zararlı atıklarla çevreyi zehirleyen, naylon faturalar düzenleyen, TBMM’de asılı Atatürk resmiyle bile sorunu olan bir kafa yapısı. AKP hükümeti bu özellikleri taşıyan yurttaşları korumak, kollamak istiyor. Kimse buna iftira ya da aşın kuşku diyemez çünkü hükümetin mecliste çıkarmak için gayret gösterdiği yasalar tam olarak bu insanların işine yarıyor. Daha bitmedi.İki yıllık icraatta ve meclis tartışmalarında kadınlara tecavüz edenler, kızlarını aile meclisi kararıyla öldürenler de kayırılmaya çalışıldı. Bu kişileri koruyan ve onlara anlayışla yaklaşılmasını savunan konuşmalar yapıldı.”Böyle cinayetleri hiç kimse tasvip etmez ama…” diye başlayan pek çok konuşma meclis tutanağındadır. Bunları alt alta yazdığınız zaman hükümetin korumaya çalıştığı insan tipi açık bir biçimde ortaya çıkıyor. İyi ama AKP niye böyle yapıyor, niçin bu ülkede suç işleyen, yan yollara sapan yurttaşları koruma derdinde? Bunun cevabı temel bir ilkede gizli. AKP, yurttaşları yasalara değil, yasaları yurttaşlara ve fiili duruma uydurmaya çalışan bir temel anlayışa sahip. Bu tutumu çevre konusunda, Bakan’ın söylediği şu sözlerden de anlayabiliriz: “Eğer yasayı uygulamaya kalksak üç bin beş yüz belediye başkanının içeri girmesi gerekir.”Öyleyse, Türkiye’nin zehirlenmesi pahasına yasayı uygulamayı iki yıl ertele, bu suçu işleyenler kurtulsun. Oysa başka bir hükümet bedeli ne olursa olsun Türkiye’yi kirletenler cezalandırılmalı da diyebilirdi. Türkiye’de yaygın bir hastalık haline gelen “kural ve yasa tanımazlığı” meşrulaştıracağına, yurttaşları yasalara uyduracak önlemler alabilirdi. Ama ne yazık ki AKP başka bir anlayışın ürünü. Orman gaspından gecekondu faaliyetine, naylon faturadan çevreyi zehirlemeye kadar her türlü suçu meşru kılmaya çalışan temel bir felsefeye sahip ve yurttaşların bir bölümü de bunu hissettikleri için bu partiye oy veriyorlar. Çünkü pek çok kişinin yasayı orasından burasından delmişliği var ya da buna niyetleniyor. Bu yüzden Türkiye’deki siyasi mücadele, yasaları savunan “elifle, yasa ve kural tanımazlığı savunan “halk” arasındaki mücadele gibi görünmeye başladı.