Türkiye’de yıllardır dönüp dolaşıp aynı isimler konuşuluyor. Siyasette aynı isimler, sanatta, medyada aynı yüzler. Yeni isim neredeyse yok. Hiç kimse yerini bırakmadığı için de arkadan gelenler için yollar tıkalı. Belki dünyada da durum aynı. Ülkelerin başkanlarına bakıyorsunuz, 60 civarında ya da daha yaşlı insanlar. Bunun sebebi, insan ömrünün uzaması. Bir zamanlar Andre Maurois soruyordu: “Niçin bir turna balığına, bir sazan balığına 300 yıl ömür veriliyor da Byron’a, Mozart’a yalnız 30 yıl yeterli görülüyor? “Gerçi Lord Byron normal koşullarda ölmedi. Türklere karşı savaşan Yunanlılara yardım edeyim derken bünyesi o koşullan kaldıramadı ve Messolongi’de hayatını kaybetti. Ama Mozart hastalanarak öldü. Aslında o dönemler için normal sayılan bir ömür bu. Çehov’un hikâyelerinde otuzunu geçmiş adam yaşlanmaya başlamış biri olarak anlatılır. (Zaten kendisi de öldüğünde 44 yaşındaydı.) Eski gücünde değildir artık, saçları parlaklığını yitirmiştir, o genç hanımın yanında kendisini çok yaşlı hissetmektedir. “O genç hanım” dedikleri de herhalde 16-17 olmalı. Böyle baktığınız zaman, adam kızın iki misli yaşamış oluyor. Hz. İsa çarmıha gerildiğinde 33 yaşındaydı. Büyük İskender 30’larında öldü. Mustafa Kemal Paşa, onca seferi arkasında bırakıp Samsun’a çıktığı zaman sadece 38 yaşındaydı. Anlı şanlı Dördüncü Murat ise 27 yaşında göçüp gitti bu dünyadan. Ortalığı kasıp kavurmuş Bağdat fatihi Dördüncü Murat’ı yirmilerini süren bir delikanlı olarak tasarlamak zor doğrusu. Geçen yüzyılda yaş ortalaması 40.30’larında yaşlılık dönemini süren insanlar, bütün yaşamlarını bu ölçüye göre kuruyorlar. Çok genç evleniyorlar, çünkü nesillerini devam ettirmek zorundalar. Hele kızlar; 12 yaşında evlenip, 13 yaşında ilk çocuklarını kucaklarına alıyorlar. İki kuşak öncenizi düşünün; mutlaka sizin de nineniz bu yaşlarda evlenmiştir. Bugünün ölçülerine göre 13 yaşında bir kız çocuğunun anne olmasını akıl almıyor ama durum böyle. Şimdi ise Batı ülkelerinde kızlar evlenmek için otuzlu yaşlarını bekliyorlar. Çünkü insan ömrü neredeyse iki misline yakın uzadı.Avrupa’da sağlık açısından en iyi durumdaki ülke olan Fransa’da, bu yıllarda doğan kız çocuklarının en az yüzde 50’sinin 100 yaşını göreceği hesaplanıyor. İnsanlar çok yaşayınca da rekabet sertleşiyor ister istemez. Makamlar, postlar boşalmıyor; bir mevkie bir kez oturan kişi otuz-kırk yıl koltuğunu boşaltmıyor.Ve dünyada yavaş yavaş bir “yaşlılar egemenliği” oluşuyor.
