Paşa dededen miras kalmış çok değerli, mücevher gibi bir konak getirin gözünüzün önüne.Ne günler görmüş, kimleri ağırlamış, ne görkemli toplantılara ev sahipliği yapmış bir konak bu.Her köşesine o kahraman paşanın izi sinmiş, her ayrıntısında zarif bir anının damgası var.Sonra yıllar akıp gitmiş.Bugünlere gelmişiz.Şimdi önünden geçtiğinizde; konak orasından burasından yıkılıyor, sol tarafı çökmüş, çatıdan içeriye sular akıyor, baca uçmuş.Ve içeriden durmadan kavga sesleri geliyor. Bir zamanlar ediplerin, şairlerin, filozofların, devlet adamlarının sohbet ettiği konaktan şimdi küfürler, karşılıklı suçlamalar ve kafa göz yarma sesleri gelmekte.Çünkü mirasçılar paşa dedelerinden kalan o yapıyı ayakta tutmayı başaramamış. O görkemi, o onuru, o zarafeti koruyamamış. Miras kavgalarına düşmüşler.Konağın bu haline üzülen, en azından paşanın hatırasına saygısızlık yapmamak için konağı onarmak isteyen kişiler ise ya içeri alınmıyor, ya da bir köşede sesleri çıkmadan susup oturmak zorunda kalıyorlar.Çünkü onlar efendi insanlar, çünkü karate gibi doğuş sporlarını bilmiyorlar, çünkü gırtlakları paralanana kadar bağırıp hakaret etme yeteneğinden yoksunlar.Mirasçıları arada bir aklın yoluna davet etmeye çalışıyorlar.”Yapmayın! Yazık oluyor. Konağın göz göre göre çöktüğünü görmüyor musunuz? Gelin şuralara dayanaklar koyalım, gelin boruları onaralım, tekrar su aksın, gelin elektrik sistemini tekrar yaptıralım. Hatta daha da iyisi, uzmanlar getirip toptan bir yenileme projesi yaptıralım” diyorlar.Ama yüreklerin kulakları sağır.Konağın sorunları ise ağır mı ağır.Eski şaşaalı günlerini hatırlayan insanlar, bu çöküşü hüzünlü gözlerle seyrediyor ve “Ah” çekiyorlar.Ama onların da elinden bir şey gelmiyor.Olanları en büyük hüzünle, acıyla seyreden ise konakta hâlâ asılı olan paşa portresi.Mavi gözlerinde derin bir kederle, “Benim eserim bu günleri görmeye layık değildi” diye düşünüyor.
